kapat

03.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Koruyacak polise bak!

Herkes araştırma yapıyor, bizimkiler geri mi kalacak; Adli Tıp Enstitüsü Polisler, stajyer hakim ve savcılar ile psikologlar arasında bir araştırma yapmış.

Sonuca bakın; Araştırmaya katılan polislerin % 6'sı, stajyer hakim ve savcıların % 2'si "kadınların dış görünüş ve davranışları tecavüze kışkırtır" görüşünde birleşmiş. Haberin başlığı ise "Kadınların çoğu tecavüzü arzuluyor"

Şimdi, istediğiniz kadar polisi, hakimi korumaya ve haklarında duyduğunuz iddialara, olumsuzluklara inanmamaya çalışın, bu haberi görünce, insanların polisin eline düşeceğine dipsiz kuyuya düşmeye razı olmasına nasıl hak vermezsiniz?

Düşünün, yukarıdaki saçmalığa inananların bir kısmı kanunların bekçisi olarak halkı korumakla, diğerleri de insanların haklarını koruyup, suçluları cezalandırmakla görevli. Bu kafada adamlardan bunu bekleyebilir miyiz?

Ve eğer tablo buysa, Türkiye'de irtica tehlikesi MGK'nın inandığından çok daha ileri boyutlarda değil midir?

Aslına bakarsanız durum şaşırtıcı değil, giderek daha kötü hale geleceğine de şüphe yok. Bu polis ve stajyer hakimlerin çoğu ya İmam Hatip'lerden mezun veya tarikatların elindeki yurtlarda yetişmiş ya da onlar tarafından beyni yıkanmış olanlar..

Din adamı yetiştirmekle yükümlü bir okuldan çıkarak Siyasal Bilgiler'e, Hukuk Fakültesi'ne veya Polis Okulu'na gidilirse olacağı da budur işte.

Araştırmanın asıl dehşet verici yanı, katılan 565 kişiden 198'inin de kadın oluşu. Direkt olarak bu tür bir saçmalığa karşı çıkması gereken 198 kişi de bunu yapamıyor.

Aynen, kendi vatandaşlarının bile Karahumma'dan kaçar gibi kaçmaya çalıştığı İran modeli, kadını ezen, eve kapatan, haklarını elinden alan bir rejimi, örneklerini göre göre istemeye devam etmeleri gibi..

Anket sonucu çok önemli!
Adli Tıp Enstitüsü'nün araştırması "Kadınların çoğunun tecavüzü isteyip istemediği" veya "dış görünüşün tecavüze kışkırtıp kışkırtmadığı" sonucunu tabii ki vermiyor ama çok ciddi başka bir sonucu ortaya koyuyor; Türkiye'de 8 yıllık eğitimin önemini ve "Türban" sorununun nedenlerini. Aslında türbanla üniversitelere girilmemesi yine sadece kadınları mağdur eden bir kural. Ya görünmez türbanlarla kafası gözü sarılı, ufku kararmış erkeklere nasıl engel olunacak?

Bu zihniyetteki avukat, hakim, polis nasıl karar verecek, profesör nasıl öğrenciler yetiştirecek?

Bence araştırmada böylesine çağdışı görüşler belirten tüm polis ve hakimlerin yeniden eğitime alınıp tecavüz suçlularından önce onların topluma kazandırılması gerekiyor.

Bu sorunların kadınların kapanmasıyla değil, eğitimle çözüleceğini o gerici kafalara anlatmak, öğretmek gerekiyor.

Tek ümidimizi AB'ye bağlamakla hata ediyoruz!

10 milyarı geri versin

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Olimpiyatlarda mindere çıkmayan, Anıtkabir'e gitmeyi reddettiği gibi ay-yıldızlı forma giymeyi de kabul etmeyen güreşçi Harun Doğan'a verdiği 10 Milyar TL.'yi derhal geri istemeli. Gerekiyorsa mahkemeye vererek söke söke almalı milletin parasını.

Bu ülkede otobüs parası, ekmek parası bulamayan, parklarda yatıp kalkan, 3,5 milyon TL. için tutuklanarak adliye penceresinden atlayıp ölen gençler var. Hayatı boyunca 10 milyar TL'yi birarada göremeyen, ancak hayal edebilen insanlar var.

Hiç kimse, bir bakan bile böyle bir toplumun parasını, haketmeyen, ülkesinin ay-yıldızını takmaktan, görevini yapmaktan kaçınan birine bol keseden dağıtamaz.

Fikret Ünlü'nün 10 milyarı HEMEN geri almasını bekliyoruz!

Clinton örneğini unutmamalıyız!

Nasreddin Hoca bakmış ki evine giren hırsız bütün eşyaları toplayıp evi tamtakır bırakıyor, hemen yatağından kalkıp giyinmiş ve hırsızın peşine takılmış. Hırsız "Sen nereye gidiyorsun?" diye sorunca "Herşeyi topladın, taşınmıyor muyuz?" demiş.

Biz de aynen Nasreddin Hoca'nın durumundayız. Ev tamtakır, gelen götürüyor, çalan götürüyor.

Ne belediyelerimize, ne Güneydoğu'muza, ne trenyoluna, ne karayoluna harcayacak para bırakmadılar memlekette. Eskiden "Villa almış", Ev yapmış", "Rüşvet almış" gibi olaylar skandal olurdu, şimdi banka banka, koy koy götürüyorlar. Ya Türkiye'yi paraları transfer ettikleri yerlere taşıyalım, ya da milletçe soyguncuların peşine takılıp çaldıklarından pay isteyelim, başka yapacak birşey kalmadı.

Aslında hakimlerin bile suça katıldığı öyle acınacak bir dönem yaşamaktayız ki işin şaka götürür tarafı yok.

"Balık baştan kokar" sözü olayın özünü anlatıyor. Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri siyasetçilerin ya kendilerinin çekinmeden yolsuzluk yapması veya yakınlarının, çevrelerine üşüşen at sineklerinin yolsuzluklarına destek vermesi. Daha önce parti genel başkanı veya Meclis başkanı düzeyinde insanların işlediği suçlar cezasız kaldığı için soygunların önü alınamıyor.

Bir bakıyorsunuz siteler, oteller, koylar satın alınmış. Bankalar boşaltılmış. Biraz gürültü koparıyoruz, sonra unutuluyor. Bir şekilde olay kapanıp gidiyor ve sorumluları şöhretlerine şöhret katmış olarak yeniden ortalıkta boy göstermeye devam ediyorlar.

Hem de gerine, gerine. Kasıla kasıla.. Gülücükler dağıtarak.

Dürüst çalışan ve hakkına razı olanlara tebâlarıymış gibi tepeden bakarak. Bir ya da iki kuşak sonra çocukları, torunları ise spor arabalarla, yalılarla, sürat motorlarıyla fink atıyor. Askerliklerini evlerinin karşısında yapıyor. Bunlar geçmiş olaylar değil, bir kısmı halâ sürmekte. Yenileri yapılmakta.

Türkiye 2000'li yıllarda tek bir örneği asla unutmamalı;

ABD'nin, Başkanı Clinton'ı halka birebir zararı dokunmayan özel bir olaydan dolayı ve sadece yalanını yakaladığı için dünyanın gözleri önünde nasıl yargıladığını.

Bizde de herkes, bakan, başbakan, Cumhurbaşkanı demeden koruduğu kolladığı soyguncuların veya kendi yaptığı yolsuzlukların hesabını artık tek tek vermeli.

Bu ülkeyi, vatandaşın kanını emen vampirlerden temizlemenin başka yolu yok.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır