


Işılay-Hülya kan davası!
Bu teşbihi kullandım çünkü anlattığımız hikâye sıradan bir pancar davası değil.. Hükümetimizin koca bir bakanı ile sanat dünyamızın büyük starı arasındaki gizli rekabetin Meclis'e yansıyan tarafı.. Yangına körükle gidişim o yüzdendir..
Önce olayların miladına bakalım..
Eğer Hülya Avşar, programına yer cücesi Küçük İbo'yu davet etmeseydi.. Küçük İbo'yu durup dururken "Gel bakayım kucağıma.." diye yanına çağırmasaydı.. Küçük İbo da şey varmış gibi seyirtip Hülya Avşar'ın kucağına zıplamasaydı bütün bunlar olmayacaktı..
Yani ailemizin milletvekili Işılay Saygın "Herkeş Türkçesine Sahip Çıksın" kanununu hazırlamayacaktı..
Şimdi "Ne âlâkası var.." diyerek benim sinirimi şey ettirip, yazı gündemimi altüst etmeyin.. Bir âlâkası var ki yazıyoruz..
ooo
Küçük İbo koşup Hülya Avşar'ın kucağına zıpladığında denk dursa iyiydi.. Lakin tünediği yerden kameramana sırıtarak bakınca işin rengi değişti.. Oğlan vaziyetten haz alıyormuş gibi bir manzara doğdu..
Paparazzi milleti de belaya nacakla gitmeye meraklı.. Başladılar Küçük İbo'ya münasebetsiz sorular sormaya:
- "Nasıl, Hülya'nın kucağı sıcak mıydı?"
- "Niye Sibel'in kucağı değil de Hülya'nın kucağı?"
- "Derslerini Hülya'nın kucağında çalışmak ister misin?"
Abdülhamid'in cücesi..
Oğlan da bilmiş bilmiş cevaplar vermiyor mu? Türkiye'nin gündemi bir anda karıştı..
Zaten ben bu Küçük İbo'dan oldum olası şüphelenmişimdir.. Neden derseniz konuşması bana hiç çocuk konuşması gibi gelmez de ondan.. Çocuktan çok Abdülhamid Efendimiz'in cücesine benzer..
Suldan Mecit mi yoksa babası Sultan Mahmut mu şimdi hatırlayamadım.. Vaktiyle böyle bir adet icat etmiş..
Osmanlı şehzadelerinin hizmetine çocukken birer cüce bulup vermek adet olmuş.. Mesela rahmetli Abdülhamid efendimizin şehzadeliğinde hizmetine giren Cüce İbrahim Efendi gibi.. Ki ölene kadar da Sultan'ın hizmetinde kalmış..
Padişahın cücesine devr-i saltanatta Akağa İbrahim Efendi derlermiş..
Eğer televizyon o devirde icat edilse ve paparazzi milleti o vakit türeseydi, ona da "Küçük İbo" derlerdi..
Her neyse! Çağdaş Küçük İbo'nun öyle bilmiş bilmiş konuşup erkek milletini durduk yerde tahriklendirmesi tabii bazı çevrelerde hoş karşılanmadı.. Sağdan soldan ufak tefek homurtular gelince de ailemizin milletvekili Işılay Saygın duruma el koydu..
Üstüne vazife miydi, diye soracak olursanız, vazifeydi..
Kucak Vak'ası patladığında Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olduğundan kimlerin kucağa alınacağına, kimlerin alınmayacağına Işılay Hanım karışırdı.. Temsil, Hülya Avşar'ın Küçük İbo'yu kucağına oturtmasına ses çıkarmadı diyelim..
O zaman ne olacak? Sibel Can da programına Küçük Emrah'ı çağırıp, kucağına almaya kalkışacak.. Ondan sonra bel kemiğinde diski bilmem nesi kayacak? Alın Türkiye'nin dertsiz başına bir dert daha..
ooo
Hülya ile Sibel kucaklarına küçük ebat birer türkücü oturtur da Seda Sayan geri kalır mı? O da tutar, birini çağırır.. Elde fazla küçük türkücü bulunmadığından çaresiz Alişan'ı davet edip onu kucağına çıkarır..
Alişan kucağa alınacak kadar küçük olmadığından sorun çıkabilir.. Ancak onun da çaresi var.. Programdan önce gidersin mahkemeye.. Alişan'ın yaşını küçültürsün, olur size "Küçük Alişan.."
Ondan sonra ne istersen yap..
İster programına çıkar kucağına oturt, istersen yeniden sünnet ettir.. (Aklıma gelmişken söyleyeyim, böyle bir sünnet düğününün naklen yayın hakkı iyi reyting yapar..)
Haniymiş emmioğlu bücürüm..
Reyting yapmasına yapar da ondan sonrası yol olur..
İşte bu noktada Işılay Hanım duruma ister istemez müdahale etti.. Hülya Hanım'ı kınadı.. Küçük İbo'yu azarladı.. Kamuoyu önünde zor durumda kalan Hülya "Ne varmış kucağıma aldıysam ayol, tırnak kadar çocuk.." dedi..
Işılay Hanım "Hiç mi tırnak kadar çocuk görmedik! Aile bakanı olduğum için biliyorum.. Anadolu'da bunun akranları bir şişe bira içtiler mi kız kaçırmaya kalkışıyorlar.." diye cevap verdi..
Hani kadınlar hamamına oğlan çocuğu götürürler de natır kadın müşteriyi "Hanım Hanım, senin oğlan kazık kadar oludu, artık getirme.." diye azarlar.. O da yetmezse "Bari kocanı da getireydin!" diye söylenir ya! Öyle akademik bir tartışma..
Allahtan Küçük İbo bu tartışmalara katılmadı.. Foto muhabirlerinin, kameramanların önünde boynunu büküp "Haniymiş benim emmi oğlu bücürüm, yüreğine ateş düşmüş acırım.." pozları vermekle yetindi.. Bu sayede paçayı kurtardı..
Fakat o arada Işılay Hanım'ın ağzından Hülya Avşar için "Soytarı!" lafı çıkıverdi..
ooo
Medyaya mevzu lazım..
Bizim ne kadar konu fukarası köşe yazarımız varsa bu soytarı lafına bir sarıldılar ki bu kadar olur.. Yarısı Işılay Hanım'ı tuttu.. Öbür yarısı Hülya Hanım'ı arkaladı..
Televolecilerin de himmetiyle iki önemli kadınımız bir yerde karşı karşıya getirildi.. (O günlerde AKUT faal değildi..) Kameraların önünde tokalaşıp, barıştırıldılar.. Hülya Avşar da "Soytarı" lafından dolayı açtığı davadan vazgeçti..
Biz mevzuyu kapandı bellemiştik lakin yanılmışız..
Meğer Işılay Saygın dışarıya karşı "Barıştık.." havası verirken içten içe "Pencereden el eder, gözleri gel gel eder.." siyaseti güdermiş..
Ben sana bir oyun edeyim de gör bakalım, demesiyle daktilosunun başına oturup Türkçe Kanunu'nu yazmaya başlamış.. İçine de "Bundan kelli her önüne gelen sunucu olamaz.." diye bir madde koymuş ki Hülya'yı tam göbek dekoltesinden vuracak cinsten..
Birşey değil Hülya'nın narında Sibel Can'dan Seda Sayan'a kadar bir çok fikir sanatçısı da yanacak..
YARIN: Bu kanun çıkarsa sunucular ne yapacak? Sunucu olmak isteyen belgesini nasıl alacak? Tey tey tey!