


Cehaletin duygusallığı..
Cehaletin cesaretini bilirdim.. Meğer duygusallığı da varmış..
Köpek hastalıklarının insan için, insanlık için nasıl bir tehlike olduğunu bilmezsen eğer..
Hele hele Türkiye'nin uygar dünya köpek hastalıkları istatistiklerinde utanç verici bir sırada yer aldığından haberin yoksa..
..dünyanın en duygusal yazılarını yazıp milleti ne güzel ağlatırsın..
Fikrine katıldığım olur, katılmadığım olur.. Ama Bekir Coşkun hergün keyifle okuduğum yazarlardan..
Bir kere atlamışım.. Atladığımı da Serdar Turgut'u okurken farkettim..
"Bir süre önce Hıncal Uluç'la Bekir Coşkun arasında minik bir tartışma yaşandı" diyordu Serdar..
Bir defa deyişe itirazım var..
Tartışma.. Aradaki "ış" eki var ya.. İşdeşlik eki, gramerde.. Bir işin en az iki kişi tarafından "Ortaklaşa" yapıldığını gösterir..
"Gel konuşalım.. Gel sevişelim.. Gel tartışalım.."
Jane Brody, New York Times'da bir yazı yazıp, "Ispanak kan yapar" dese.. Ben de alıntı yapıp "Hayır yapmaz" diye yazarsam, şimdi Hıncal ile Jane tartışıyor mu olur bu?..
Benim Bekir'in yazısından bile haberim yok.. O zaman bu nasıl "Tartışma" peki?..
Ben bir konuda fikrimi yazmışım.. Benden evvel bin kişi de yazmış..
Sokak Köpekleri..
Bekir bana saldırmış, fikrimi beğenmediği için.. En ucuz tuzaklara düşerek.. Hıncal'a her saldıran gibi belden aşağı vurarak.. Hani şu ünlü manken, güzellik jürisi hikayesi..
Benim dedim ya, atlamışım, haberim bile yok.. Yanıt bile vermemişim..
Peki bu nasıl tartışma?..
Medya bunu hep yapıyor.. Biri, biri için başlıyor yazmaya.. Öbürü habersiz. Ya da ciddiye almıyor, umursamıyor.. Yazıyorlar "Bu ikisi tartışıyor" diye..
Gelelim sadede..
Haa.. Bakın "Tartışma" şimdi başlıyor.. Çünkü Serdar'ı okurken atladığım yazıdan haberdar oldum. Arşivden buldurdum ve okudum..
(Bizde bir de, biri sizi eleştirdi mi "Ben onu asla okumam. Haberim yok. Arkadaşlar haber verdiler de yanıt veriyorum" modası vardır, bilirsiniz.)
Okudum.. Cevap yazıyorum..
Bir ülkenin uygarlık derecesinin birinci sıradaki göstergesi sağlıktır..
Az gelişmişlik hastalıkları listesinde ne durumda iseniz, o kadar uygarsınızdır.
Veremliniz yüzde kaçsa, o kadar uygarsınız.. Ya da sıtmalı, trahomlunuz..
Uygar ülkelerde bazı hastalıklar fiilen bitmiştir.. Çok azalmıştır.
Kuduz, köpek tenyası bunların başında gelir.
Çünkü uygar ülkelerde, "Sahipsiz" köpek yoktur.. Sokak köpeği yoktur..
Uygar ülke sokaktaki köpeği toplar.. Köpek barınaklarına götürür.. Bu barınaklarda her köpeğin belli bir kalma süresi vardır. Bu süre içinde birisi gelir, "Parasız" alırsa mesele yok.. Almazsa, köpek uyutulur..
Acımasız görünüyor belki.. Ama yerine konacak bir başka sistem daha yok..
Çünkü öncelik "İnsan" sağlığında..
Bekir diyor ki..
"Hıncal'ı çocukken bir köpek ısırmış olmalı.."
Salladın mı, hele bir de "Manken, güzel" dedin mi, Hıncal'ı yerden yere vurmuş oluyorsun ya, o hesap..
Hıncal'ın 5 yaşında iken iki tane kocaman köpeği vardı Çaldıran'da.. Sırtlarına binerdi kovboy gibi.. Elleri ile yedirir, kırlarda koştururdu, birlikte.. O kadar yakındı onlara..
Evi köyün sınırında idi.. Kışın kar yağınca aç kalan kurtlar köye inerdi..
Bir gece gene indiler.. Karabaş ve Kocabaş kurtlarla sabaha kadar kahramanca savaştılar, püskürttüler.. Ama kendileri de kan revan içinde kaldılar, kurt ısırıkları ile.. Öğleye doğru, askeriyenin veterineri geldi. Karabaş ile Kocabaş karantinaya alındı. Salyalar incelendi.. Karar verildi..
Kuduz!..
O zaman "Uyutma" yoktu.. Askerler, Karabaş ile Kocabaş'ın beyinlerine birer kurşun sıktılar..
Hıncal günlerce yemedi, içmedi, matem tuttu.. Haftalarca kendine gelemedi..
Babası karar verdi:
"Ölümü böyle depresyon yaratıyorsa, bu eve bir daha köpek alınmayacak.."
Alınmadı da..
Yıllar sonra Hıncal evlendi.. Eşi Holly eve hep bir köpek getirmek ister, kabul görmezdi.
"Siz Türkler hayvan sevmezsiniz" derdi, Holly..
Hıncal anlatırdı.. "Tam tersine.. Ölümünde anamız ölmüş gibi ağladığımız için uzak duruyoruz.. Gençken, koşarken, numara yaparken köpek sevip, yaşlanınca kapıya koyan Amerikalı dostlarına bak sen asıl.."
Holly tartışmalarda Hıncal'ın sesinin titreyişinden köpek sevgi ve özlemini hissetti, ona bir köpek hediye etti, doğum gününde..
Adını da Cim Bom koyarak.. Cim Bom madem Hıncal'ın en sevdiği hobisi idi, bu da onunla adaş olmalıydı diye düşünmüştü.
Hayatında hiç köpeği olmamışlar, hiç köpek sevmemişler, ortalık kızıştırdılar, o adı ortaya atıp..
Cim Bom sadece Hıncal'ın değil, tüm Gelişim Yayınlarının sevgilisi oldu..
Ve Cim Bom, o dünya güzeli poodle, normal yaşına beş katarak, tam 20 yaşında öldü.. Ardından ağlayanların sayısını bilemem.. Sayamam..
* * *
Köpek sevmek..
Ama insanı da sevmek..
Bekir Coşkun, bir kuduz hücresinde ölümü, kudurarak gelecek o korkunç ölümü bilerek bekleyen insanın yalnızlığını hissetmeyi denedi mi acaba hayalinde..
Hiç gece yarısı sabahlara kadar köpeğin ısırdığı yakınına aşı bulmak için kenti dört kez döndü mü?..
Yerli aşının kendisi kuduz yapabilir, duydu mu?.. Koruması da yüzde 85!.. İthal aşı ise, soğuk zincir bozuldu ise on para etmez.. Aşıyı buz dolabında saklayan eczanenin elektrikleri bir ara kesilmişse eğer, işe yaramaz..
Bu yüzden aşı yaptırmasına rağmen, dehşet içinde gün saydı mı hayatında?..
Ya da sokak köpeklerinin sokak pisliklerinden havaya, oradan da ciğerlere yerleşen tenyalar yüzünden ölenleri duydu mu hiç?.. Bu ülkede yılda kaç köpek tenyası ameliyatı için akciğer açıldığını biliyor mu?.. Köy, kasaba yerinde tenya olduğunu dahi bilmeden ölüp gidenleri ya da..
Sokak köpeklerinin saldırısına uğrayıp, yüzünden ısırılan parçalar yüzünden ebedi çirkinliğe mahkum olan beş yaşındaki kız çocuğunun annesinin ızdırabına ortak olabildi mi?..
En sevdiği sokak köpeğinin saldırısından kaçarken düşüp bacağını kırdığı için aylarca ayağı alçıda, sakat kalma korkusu ile dolaştı mı?.
Sokak köpekleri yüzünden geceleri evlerine giremeyenlere rastladı mı?..
Sokak köpeğinin saldırısına uğradığı için kaybettiği ruhsal dengesini bir daha bulamayanı gördü, duydu, yaşadı mı?..
Pako'ya yazdığı mektuplardan bir tanesini bu insanlara, yakınlarına yazmayı aklından geçirdi mi, hiç?..
* * *
Köpekleri severim.. Hem de çok severim..
Ama insan..
İnsan bir dünyadır!..
Her insan bir dünya!..
Peşin hükümler..
"Telsim" Liginin ilk haftası.. Teleon yorumcusu Faik Gürses, Beşiktaş'ı eleştiriyor..
"Geçen yıl da, daha ilk hafta sonunda 'Bu takım iflah olmaz' demiştim. Bu defa da öyle görünüyor" anlamına söyledikleri..
Eğer ilk haftaya bakıp karar veriliyorsa Sevgili Faik, Teleon hapı yuttu. Onlar da iflah olmaz..
Mesela..
Sen golün yapılışını anlatıyorsun. Sunucu ile aranda ekran var. Yönetmenin elinde de, senin anlattığın görüntü.. O görüntü ekrana gelmiyor, ben radyo dinler gibi tarif ettiğin golü canlandırmaya çalışıyorum kafamda.. Olur mu?.
Mesela..
Spikerin pek çok şeyi karıştırıyor, oynayan takımın adını dahi karıştırıyor.. Olur mu?..
Sunuş tarzı hala çağdışı, resimli radyoculuk.. Yorumcu yok. Bağıra çağıra gördüğünü anlatıyorlar sana.. Görme özürlü imişsin gibi.. Olur mu?..
Mesela..
Tüm kanalların klasik yanlışı Teleon'da sürüyor. Ekranda kronometre yok. Maçın kaçıncı dakikasında olduğunu bilmek için, sen de evinde kronometre tutmak zorundasın. Olur mu?..
Mesela..
Görüntü üzerine bindirilen bilgi yazıları okunmayacak kadar silik, kötü.. Olur mu?..
Mesela..
En önemlisi, en ayıbı bu.. Koskoca Rumeli Holding, görüntü korsanları ile yasal mücadele yapmaktan aciz mi ki, bu ülkede pek çok evde can yakacak düzeyde milyonları ağız tadı ile maç seyretmek için ödemiş, hiçbir suçu olmayan seyircisini cezalandırıyor, tüm kritik, asıl en merak ve heyecanla izlenecek anların üzerine deve kadar bir Teleon fligranı bindirip, görüntüyü bozuyor.. Benimle yaptığı sözleşmede, görüntü bozma hakkı var mı?.. Olur mu?..
Olur Faik olur.. Olur da, hepsi düzelir.. Bilgi yazıları ertesi gün düzeldi, okunur hale geldi bile.. Ötekiler de düzelecek..
İlk haftadan hüküm vermek iyi birşey değil.. Sonunda haklı çıksan dahi..
Bekleyelim.. Görelim..
Kafe eğlencesi..
Bizim kafe eğlencesi, bazılarının hafta sonlarını zehir etmiş.. Takılıp kalmışlar.. Çözememişler.. Faks.. Telefon..
Önce soruyu hatırlatayım..
Bir bulvar kafesinde arkadaşlarınızla oturuyorsunuz.. İşte size bir kafe, ya da kafa eğlencesi..
Soru işaretlerinin yerinde, bu dizilişe göre hangi harfler olmalıydı?..
K,T,T,N,S,N,Z,S,L,?,?,?.
Yanıt:
M,M,K!..
Peki neden?..
Onu da siz bulun.. Ya da yarını bekleyin...
TEBESSÜM
-İtalyan asıllı Amerikan prensesi ile Yahudi asıllı Amerikan prensesi arasında ne fark var?
-İtalyan - Amerikan prensesinde mücevherler sahte, orgazm gerçektir.
SEVDİĞİM LAFLAR
"Hayat satranç için çok kısadır."
Henry James Byron
BİZİM DUVAR
Ana baba katiline af var. Baklava çalan çocuklara yok. Af ola beri gele..
Hakan * Utku