


Bir nefes sıhhat gibi...
Yirminci yüzyıl ve ikinci binyıl bitiyor ya, bütün dergiler bir bilanço yapma peşinde: Yüzyılın en önemli adamı, binyılın en büyük kişileri, millennium'un en gözde icatları gibi anketler birbirini kovalıyor.
New York Times gazetesi de çeşitli ünlülere binyılın en önemli buluşlarını sormuş.
Cevaplar muhtelif.
Ama İtalyan yazar ve bilimadamı Umberto Eco'nunki içlerinde en ilginç olanı.
Eco diyor ki "En önemli buluş penisilindir."
1941 yılında Umberto Eco'nun büyükannesi 40 yaşlarındayken, ortalığı kasıp kavuran İspanyol gribine yakalanmış.
(Bizde de zaman zaman etkili olan bu salgın pek dehşet bir şeydi doğrusu. Çok cana malolmuştu.)
Doktorlar, kadıncağızın yakalandığı gribe çare bulamamış ve o da binlerce kadersiz benzeri gibi genç yaşta ölüp gitmiş.
***
Aradan yıllar geçmiş. Umberto Eco da 40 yaşlarına geldiğinde aynı gribe yakalanmasın mı!
Bu kez doktorlar, Eco'yu penisilin sayesinde kolayca tedavi edivermişler.
Bu yüzden Eco, penisilinin yüzyılın, hatta binyılın en önemli buluşu olduğuna inanıyor.
Çünkü, insanın başka buluşlar yapması, bilim ve sanat yaratılarında bulunabilmesi için ilk şart yaşaması.
Hayatta kalmaktan daha önemli ne olabilir?
***
Umberto Eco'nun vurgulaması, bu haftaki Time dergisinin kapağıyla üstüste gelince bizim köşemizde de sağlık konusu öne çıkıverdi.
Kolesterolun o kadar da kötü bir şey olmadığı anlaşılmış.
Nihayet yumurta yenilebilecekmiş.
Gazete ve dergiler her gün hangi yiyeceğin yararlı, hangisinin zararlı olduğuna dair tavsiyelerle dolu.
İşin kötüsü; bu tavsiyeler durmadan değişiyor.
***
Necip Türk milleti, yiyecek içecek tartışmasının en hararetlisini 50'li yıllarda, yağ konusunda yaşamıştı.
O güne kadar bildiği geleneksel tereyağının yerine piyasaya çıkarılan Vita yağı, aileleri ikiye bölmüş, özellikle yaşlılar "Ben o şeyi ağzıma bile sürmem!" diye inat etmişlerdi.
Vita'yı piyasaya süren firma ise, sağlık temasını işliyordu.
O dönemdeki Amasya savcısının evinde de aile bu konuda ikiye bölünmüştü.
Nihayet bir gün evin hanımı "sızma Urfa tereyağı" ndan yaptığını iddia ettiği bir yemeği kayınvalidesinin önüne koymuş ve onun takdirini kazanınca da o yemekte Vita kullandığını itiraf ederek, ailenin gastronomik yaşamında küçük çaplı bir devrime imza atmıştı.
(Bu ayrıntıyı nereden bildiğimi soracak olursanız, o ailenin çocuğu olduğumu söyleyerek cevap veririm.)
***
Şimdi ortalık cafensiz, düşük yağlı, light, az sodyumlu, sakarinli yiyecek-içeceklerden geçilmiyor.
Bana kalırsa, yarın bir gün zararlı olduğu ilan edilene kadar hepsi afiyetle yiyip içmeye devam edin.
Çünkü bu işin sonu yok!