kapat

14.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Yalnız kıtanın zorlu doğası..

Böyle götürüyor havası.. Aborijinlerin encamını dün anlatmıştım.. Amerika'nın Kızılderilisi yerine geçen; beyazların şamaroğlanı olmuş bir millet.. Lakin Uluru diye kutsal bir dağları var.. Medeniyetin başına bela mı bela..

Kızılderililer medeniyeti birkaç yüzyıl geriden takip ediyorlarmış.. Aborijinlerin takipçiliği ise en az birkaç bin yıl geriden başladığı için halleri beterin beteri..

İkiyüz bin olarak tahmin edilen Aborijin nüfusunun 40 bin kadarı hala ilkel bir hayat yaşıyor.. Başlarındaki kabile şeflerine, Avustralya hükümeti; temsil ettiği arazinin büyüklüğüne göre birkaç milyon dolardan başlayan kira paraları ödüyor..

Bu paraları da aynen "içki tüketimi" yoluyla geri alıyor..

***

Uzun lafın kısası bu Aborijin milletini çok fazla umursayan yok.. En kabadayısı biraz bakıp "Vah vah.. Düşmez kalkmaz bir Allah.." diye iç geçiriyor..

Müjgan Hanım hariç..

Bizim Ahmet Utlu riyasetindeki Castrol Voyager ekibinin çöldeki serüvenlerini izlettirmeyi azmeden Müjgan Hanım nedense bu Aborijinleri kendine dert edinmiş..

İlle de Aborijin kültürünü bize belletecek..

Al sana Aborijin kültürü..

Haklı olduğu taraf da var.. Avustralya'ya götürülen gazeteci milletine sadece Ahmet Utlu'nun motosikletini gösterecek değil ya!

Günlerce bayır aş, yokuş in.. Vites değiştir, bilemedin alete ani frenle kıç attır.. Bu tip numaralar günde üç beş felaket haberi vermeden kendine gelemeyen medyamızı kesmez.. Kızcağız bunu bildiğinden;

- "Hazır elime düşmüşlerken bundara Aborijin kültürünü bir iyicene talim ettireyim.." diye düşünmüş..

Daha Sidney'de 30 saat geçirmemiştik.. Şöyle pazar yerini dahi doğru dürüst dolaşamadan cümlemizi kapıp bir uçağa tıktılar.. Taaa çölün ortasında indirdiler..

Ayes Rock diye Allah'ın gözden çıkardığı bir kasabanın berisinde bir Motel'e doluştuk.. Bavulları bırakmamızla otobüse yığılmamız bir oldu.. Kendine "Yalnız Kıta'nın Zorlu Doğası" programını tatbik eden Ahmet Utlu ile serüven arkadaşlarının kamp yerine gideceğiz, çektikleri sıkıntıyı bizzat tesbit edeceğiz..

Gittik.. Üç beş çadır kurmuşlar.. Ahmet'in motoru da ortalık yerde duruyor, isteyen başına dikilip seyrine bakıyor.. Portatif masalara plastik tabakta zengin bir çöl mutfağı kurulmuş..

Bu da iyi.. Yedik içtik.. Masaların üzeri boşaldı.. Yapacak bir şey yok.. Tepemizde kızgın güneş.. Altımızda kırmızı toprak.. Ortada bir tane Aborijin bile yok ki yanına dikilip fotoğraf çektirelim..

Soruyoruz.. Aborijinler beyazlara görünmeyi sevmezlermiş.. Tövbe yalan! Alice Spring'de onlarcası ile karşılaştım.. Merhaba dedikten sonra hemen sokulup para istiyorlar..

Çölün orta yerinde bulunmayışlarının sebebi başka..

Bizim medya gurubu kadar sersem olmadıklarından bu saatte gölgelik yerden kafalarını çıkarmıyorlar.. Bizler ise Aborijin göreceğiz diye çölde boş gözlerle sağa sola bakıyoruz..

***

Gündüz sıcağını yedik.. Çilemiz bitmedi.. Akşam sofrasını da çölün başka bir yerinde kurdular.. Tehey babam tehey! O gündüzün sıcağı gitti tepemize Alaska'nın soğuğu indi..

Mübarek Avustralya çölü değil sanki Şerafettin Yaylası.. Rüzgârla karışık ayaz adamın ağzından girip, mabadından çıkıyor.. Gündüzden uyardılar.. "Gece soğuk olur" diye..

- "Biz üşümeyiz.." diye babalandık..

Gecenin bir vakti çöl ayazını yedikçe buzlanmaya başladık.. Sırtımda da Zafer Mutlu'nun hediyesi olan bir seyahat ceketi var ama astarsız.. Astarından geçtik kumaşı da delikli..

Biraz da eskimiş mi ne? Kumaşın gözenekleri iyice genişlediğinden bizim ceket pazarcı filesine dönmüş..

Fatih Ürek'in sahnede giydiği transparan gömlek bile, bizim ceketin yanında kış tatbikatında giyilen askeriye kabanı gibi kalır..

Nefsimiz dondu.. Lakin özellikle kadın gazetecilerin önünde karekteri titretmemek için kendimizi titretmeyi tercih ettik.. Akşam otele döndüğümüzde, dalındayken don yemiş yafa portakalı kıvamındaydım..

Uluru dağına hicretimiz..

Bu Aborijin milletinin kutsal saydığı bir dağ varmış.. Adı da Uluru..

Aslında dağ da değil.. Dünyanın en büyük yekpare kaya parçasıymış.. Günün ayrı saatlerinde farklı renklerde görünüyormuş..

Gazeteci esnafının bu dağı mutlaka görmesi lazımmış..

Bunlar hep o programı bize dayatan Müjgan Hanım'ın akılları.. Ulan ben ki Haymana nüfusuna kayıtlı bir adem kişiyim.. Memleketimizin ünlü Çaldağı'nı dahi merak edip görmemişim.. O Çaldağ ki Sakarya Savaşı'nda İsmet Paşamız çadırını gidip, tepesine kurdurmuş..

Bizim köyün aklıevvelleri de cumhurbaşkanı olacağını bilmiş gibi bir bakraç ayran hazırlamışlar.. Götürüp İsmet Paşa'ya takdim etmişler..

Paşamız da Çaldağ'ın tepesinden düşmanın hallerini seyran ederken köyümüzün süzme yoğurdundan yapılan ayranı tas tas içmiş..

Ben daha böyle önemli bir dağı dünya gözüyle görmemişim, Müjgan Hanım'ın aklına uyup, çölde kilometrelerce yol yapacağım.. Avustralya şoparları için kutsal sayılan eğri büğrü bir kayanın seyrine duracağım.. Olacak iş mi?

***

Demek ki olacak işmiş..

Tepemizde kızışan güneş kişiliğimizi de buharlaştırdığından itiraz edemedik.. Ahmet Utlu motoruna Baytekin gibi atladı.. Bizler de dört çekerli jiplerle peşine düştük..

Ahmet Utlu motoruyla çalımlı çalımlı önden gidiyor.. "İstanbul Ocağında.. Şemsiye kucağında.. Ustam motor sürüyor.. Öğlenin sıcağında.." hallerinde.. Biz de peşinden seyirtiyoruz..

Üzerimizde "Varlık vergisini" ödeyemediği için tek parti döneminin jandarması tarafından yol yapımına gönderilmiş şehirli tüccarlara mahsus bir hüzün var..

Heyetimizde bir Müjgan Hanım mutlu.. Bir de Emir Ates şirketinin temsilcisi Bahar Hanım.. Birincisi programın mimarı olduğundan mutlu.. Bahar Hanım'ın mutluluğuna ise tıp dilinde hipomani diyorlar..

Yani melankolinin tersi, sebepsiz bir neşelenme hali.. Ayaklarından ağaca asıp akşama kadar sallandırsan yine neşelenecek.. Yan etkisi de yok tedavisi de..

YARIN: Çarşıya yaban derler, mor dağa gaban derler..

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır