kapat

14.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Böyle davet az görülür

Bu kez bir daveti ballandıra ballandıra anlatmak istiyorum. Çünkü bunu bir davet olarak kabul etmiyorum, eğer Türkiye bu tür tesisler açıyorsa, bunları mutlaka gidip görmek gerektiğine inanıyorum. İşin içinde tanıdık isimler de olunca insanın aklına "davet" diye düşünmek gelmiyor.

Hafta sonu Antalya'nın en yeni turizm bölgesi Aksu'daki "Topkapı Oteline" gittim. Mehmet Nazif Günal, uzun yıllardır tanıdığım, eşi ve çocuklarıyla çok sevdiğim bir arkadaşım. İki hafta önce üstelik turizmin krize girdiği bir dönemde Bodrum'da dev bir otel açmıştı. o zaman "Bu birşey değil, asıl Antalya'daki Topkapı'yı görmelisin" demişti.

Topkapı bir otel değil "çılgınlık." Koca Topkapı Sarayı'nın neredeyse birebir aynısı yapılmış. 85 bin metrekareye yayılan otelde yok yok gibi.

Mehmet Nazif Günal "Bu tesiste yepyeni bir konsepti uygulamaya soktuk" diyor. Bunun adı "Maksimum yararlanma." Oteli giriyorsunuz, ondan sonra herşey hiçbir ücret talep edilmeden (doktor hariç) hizmetinize sunuluyor.

Bu uygulama özellikle Antalya'daki bazı tatil köylerinde var, Mehmet Nazif Günal "Ama bu tür uygulamalar sınırlı. Örneğin yabancı içkiler, spor aktiteleri, su sporları ekstra ücret ödenerek hizmete sunuluyor. Bizde tüm bunlar da fiyata dahil ve üstelik sınırsız" dedi.

Gerçekten de bizim bulunduğumuz süre içinde öyle inanılmaz bir hizmet sunuldu ki herkes şaşırdı. Bini aşkın davetli arasında istanbul'un çok tanınmış simaları da vardı. Onlar da "Biz böyle bir ağırlama görmedik" demek ihtiyacını duydular.

2500 metrekarelik dev havuzunun yanısıra "su oyunlarının" yapıldığı bir alanı, 300 metrekarelik "dalga havuzu" ve 500 metrekarelik ikinci bir havuzu olan Topkapı'da adım başı bir restoranla karşılaşıyorsunuz. Günün hemen her saatinde açık olan bu restoranlarla da yetinilmemiş, gece yarısından sonra meydana kurulan ocaklarda ızgaralar yapılıyor, mantı, kurufasülye ve çorba sunuluyor.

Günal'a "Bunu binin üzerindeki davetlileri etkilemek için yapıyorsunuz herhalde" diye takıldım "Tam tersi, müşterilere daha fazlasını sunuyoruz" dedi. Otelde kalan Ruslar vardı (200 kadar) onlara sordum "Siz gelince bizim rahatımız bozuldu, biz çok daha keyifliydik" dediler. Şaşırdım tabii.

Açılış gecesi Devlet Opera ve Balesi'nin sunduğu, Osmanlı ezgilerini içeren "modern bale" gösterisi tek kelime ile muhteşemdi. Bu kadar yetenekli balet ve balerinimizin olması insanı umutlandırıyor.

Yine aynı gece "dalgıç ekibinin" sunduğu havuz şovu ve ardından yapılan havai fişek gösterisi nefes kesti. Aynı anda bu kadar çok havai fişeğin fırlatıldığını Cuhuriyet'in 75'inci yıl törenlerinden sonra ilk kez gördüm. Böyle bir zamanda böyle bir tesisi Türkiye'ye kazandıranlara teşekkür etmek gerek.

Antalya'nın elektrikleri
Antalya'da başımıza gün boyu sürekli gelen bir "garip" olay çok dikkatimi çekti. Elektrikler o kadar sık kesiliyor ki, insanın inanası gelmiyor. Türkiye'nin en gelişmiş turizm merkezinde böyle bir şeyin yaşanması hiç hoş değil. Davete katılan bir turizmci "İşte tanıtım bu" dedi ve ekledi "Hiçbir turiste sık sık elektrik kesilmesini anlatamazsınız, eğer Batılı bir turist gittiği ülkede elektrikler kesiliyorsa hiçbir şeye güvenmez, çünkü Batı'da elektriklerin kesilmesi için olağanüstü bir şeylerin olması gerek."

Tabii dev turizm tesislerinin hepsinin jenaratörleri var, elektrikler kesilince bu jenaratörler devreye giriyor. Ama gündü 8-10 kere yaşanan kesintiler jenaratörlerde de hal bırakmıyor. "Neden bu kadar sık elektrik kesiliyor?" diye sordum. "Altyapı eksikliği" dediler. Bölgeye Kepez Şirketi elektrik veriyormuş. Onlar da çok uzun süredir yapmaları gereken altyapı yatırımlarını yapmamışlar.

Üstelik devlet de "Yapsana" diye üsteleyemiyormuş.

Çok garip.

Nasıl da umutlanmıştık ilik nakli yapıldığında. Doktorlar Avrupa'nın tüm ilik bankalarını taradıkları halde uygun bir ilik bulamamışlardı, son çare babadan alınacak ilikteydi. Ameliyat yapıldı, ilik nakli gerçekleşti. Melis için büyük bir umut doğmuştu. Tekrar hayata dönüyordu. Beklenmedik bir anda vücuda giren virüs herşeyi altüstü etti. Löseminin en büyük düşmanı, vücut direnci neredeyse sıfırda tutulurken yakalanılacak bir başka hastalık. Küçük Melis'in bedeni bu virüse dayanamadı. Melis pazar günü saat 15.00'de bütün umutlarını bırakarak aramızdan ayrıldı. Üzüntümüz sonsuz.

Melis'e yardım eden, dualarını eksik etmeyen bu köşenin binlerce okurunu yaşadığımız acıya ortak ettiğim için de çok üzgünüm. Ama herşey bir umut içindi. Henüz 10 yaşındaki pırıl pırıl bir çocuğu el birliği ile kurtarabilirdik. Belki kurtarmıştık. Kahrolası virüsun o minik bedene girmesine kadar.

Melis'in ve başka Melisler'in ölümü elbette çok sarsıcı, üzücü. Ama bilemiyorum; belki de şu anda başka yerlerde de yaşanan bu tür acı ve üzüntüler hayatı yeniden sorgulamamız için bizlere verilen ilahi bir derstir.

Melis'in kaderini bizimle birlikte yaşayan, yardım eden, dualarını etsik etmeyen herkesi bir de böyle düşünmeye davet ediyorum.

Rahat uyu Melis.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır