kapat

PERŞEMBE 15 NİSAN 1999

A. SAVAŞ AKAT (e-posta:aakat@sabah.com.tr )

Seçime üç gün kala

Seçime üç gün kaldı. Anket sonuçlarının açıklanması ile ilgili yasaklara rağmen, kamuoyu seçmen eğilimlerinin yönü hakkında bir fikir edindi. Ayrıntılı sayılar vermeden medya havayı yansıtabiliyor.

Ancak, ankete cevap vermek ve oy kullanmak çok farklı şeylerdir. Pazar günü pekala sürprizler olabilir. Daha önce de anketlerin küçümsenmeyecek oranda yanılabildiğini unutmayalım.

Gelişmiş ülkelerde, seçim sonuçlarının tahmininde başka yöntemler de kullanılır. Örneğin, ABD için ekonominin durumu başkanlık seçimlerini çok etkiler. Büyüme hızına, enflasyona, işsizlik oranına, vs. bakarak doğru tahmin yapmak mümkündür.

Türkiye'de bu tür ampirik kurallar pek işlemiyor. Neden? Birincisi, siyasetimiz yeterince yerleşik olmadığı için. Sürekli parti kapatılıyor, liderler yasaklanıyor, partiler bölünüyor. O bakıma iki seçimi birbiri ile karşılaştırmakta zorlanıyoruz.

İkincisi, Türkiye'de seçimin işlevi dar anlamı ile kamu yöneticilerini belirlemekle sınırlı kalmıyor. Demokrasi, laiklik, milliyetçilik ve Kürt sorunu gibi, neredeyse medeniyet tercihi diyebileceğimiz bir başka boyut devreye giriyor.

İstikrar ve demokrasi

Kampanyalar başlamadan önce, seçimin ana temasının istikrar ve demokrasi olacağını düşünüyordum. Kaba hatlarla şöyle özetleyebiliriz.

Bir yanda ANAP ve DSP vardı. İki parti 28 Şubat sonrasının yapay sayılabilecek ortamında iktidara geldiler. Fakat, nisbeten düzgün bir kamu yönetimi sınavı verdiler. Kendi aralarında çekişmediler.

Yeni meclisten aynı koalisyonun çıkması, önümüzdeki dört beş yılı ekonomide ve siyasette nisbi istikrar içinde geçirme fırsatı yaratabilirdi. Demek ki, kararsız ve orta sınıf seçmenlerin bu iki partiye iltifat etmeleri, istikrarı tercih ettikleri anlamına gelecekti.

Öte yanda, FP ve DYP vardı. Refahyol koalisyonu ülkede kutuplaşmayı arttırmış, Türkiye'yi bir askeri darbenin eşiğine getirmişti. Sonuçta RP kapatılmış, Erbakan ve Erdoğan'a siyasi yasak getirilmişti.

Bu iki parti seçmenin önüne demokrasinin genişletilmesi talebi çıkabilirdi. Oy oranlarını arttırabilmeleri, vatandaşın demokrasiyi istikrardan daha önemli gördüğüne işaret edecekti.

Eğer seçimin ana teması buysa, CHP ve MHP dışarıda kalıyordu. İkisine de istikrar-demokrasi ikileminde yer bulmak zordu. O nedenle, her ikisinin de barajın altında kalmaları ihtimalinin yüksek olduğu söylenebilirdi.

Fakat, tarih çok farklı yazıldı. İlginç gelişmeler oldu. Apo'nun yakalanması Ecevit'in yıldızını parlattı. FP küçük hesaplarla küskünlerle işbirliği yapıp seçimi iptal ettirmeye kalkıştı. Çiller iyice hırçınlaşarak medya ile gereksiz bir kavgaya girişti.

Neticede ana tema görünülürlüğünü kaybetti.

Ne bekliyoruz?

ANAP-DSP bloğunun 1995'deki yüzde 34.3 olan oy oranında bir yükselmeye kesin gözle bakıyoruz. Kaç puan? Yüzde 40'a yaklaşması bizi şaşırtmayacak. İstikrarın vatandaş için önemini koruduğu kanısındayız.

Buna karşılık, 1995'de yüzde 40.5 alan FP-DYP oylarında muadil bir azalma öngörüyoruz. CHP ve MHP'nin barajı geçmeleri ihtimalini ise bugün bir ay öncesine kıyasla daha yüksek görüyoruz ama garanti demiyoruz. İşte böyle. Pazar günü mutlaka oy vermek gerektiğini okuyucularıma hatırlatmak isterim. İyi seçimler.


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr