CUMARTESİ 14 KASIM 1998
Reşat oğlu Recai İskender oturup başına gelenleri bana yazmasa, yazdığı namenin zarfına "Türkiye'nin en büyük babalarından Selahattin Duman" kaydı düşürüp postaya vermese, benim de haberim olmayacaktı..
Gerçi bizi "Vurduğu çok, ölüsü yok.." babalarla eş tutmuş ama yine de zarfa bakar bakmaz "Bu babalık da nereden çıktı?" diye söylenmeden edemedim..
Fakat zarfa adres yazılmadığı, şehir dahi belirtilmediği halde mektup elimize ulaştığına göre adamın haklı bir yanı var..
Demek ki namımız almış yürümüş..
Şimdi mevzu bu değil.. Derdimiz, koskoca cumhuriyetin Recai Bey'e neden husumet beslediği..
Bana yazdıklarından biliyorum.. Adam bir kere doğuştan talihsiz.. Recai Bey, ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldiğinde babası birden fikir değiştirmiş..
"Bir elalemin karılarına bak bir de benimkine.." demiş.. "Bizim evde karı var, hayrı gitmiş şerri var.." demesiyle Recai Bey'in annesi ile altı çocuğu evden atması bir olmuş..
Annesinin yerine başka bir kadını eve getirip, onunla yaşamaya başlamış..
Tabii Recai Bey bebek olduğundan bu işlerden haberi yok.. Kendisini evden atsa bile babasını iyi bir adam olarak biliyor..
Taaa ki 16 yaşında gürbüz bir delikanlı olup, babası tarafından siyasi amaçla kullanılana kadar da hiç tersini düşünmemiş..
Recai'nin babası aşırı sağcıymış.. Okulun müdürü de solcu.. Oğlunu karşısına alan fetbaz baba onu müdüre karşı kışkırtmış.. Müdürüne saldırması için ikna etmiş.. Hatta saldıracağı zaman atacağı sloganı bile belletmiş..
- "Kahrolsun komünistleri kayıran solcu müdür.."
O vakitler solcu ne, sağcı ne bilmeyen Recai, babasının fikrinden gidip müdüre saldırınca başı belaya girmiş.. Önce gözaltına alınmış, sonra okuldan atılmış.. Bu işten kendini kurtarınca da liseyi başka bir yerde bitirmiş..
Etti mi size ikinci atılma olayı..
Yine de azimli bir çocukmuş, liseyi bitirdiği gibi Ankara Siyasal Bilgiler'i kazanmış.. Hatta azmedip bitirmiş ve Dışişleri Bakanlığı'na müracat etmiş.. Sınavı kazanması zor olmamış..
Asıl zorluk sınavdan sonra başlamış.. Çünkü Recai Bey o günlere kadar cumhuriyetin kendisine hasım olduğunun farkında değilmiş..
24 Aralık 1986 tarihinde Dışişleri Bakanlığı'nda "Aday Meslek Memuru" olarak göreve başlamış.. Fakat hasımları yemeyip içmeyip 16 yaş sabıkasını yazılı olarak bakanlığa bildirmişler..
Devrin Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz da kanuni deneme süresini tamamlamadan Recai Bey'i meslek memurluğundan atıp, başka bir yere "Aday İdari Memuru" olarak sürmüş..
Aradaki farka dikkatinizi çekerim.. Eğer Recai Bey, söz konusu deneme süresini "Aday Meslek Memuru" olarak tamamlasa yolu taa büyükelçiliğe kadar açıktı.. İdari memur olarak ise sürünmekten kurtulamıyor..
Recai Bey, Danıştay 5'inci Dairesi'ne dava açmış.. Lakin hangi bakan göreve geldiyse birileri yoluna çıkıp "Sen bu bakanlıktan ayrıl.. Dışişleri politikamız senin yüzünden battal oldu.." diye baskı yapıyor..
Recai Bey de "Bakanlık babanızın malı mı?" diye direttikçe, başı beladan kurtulmuyor.. Adaylık süresinin sonuna kadar bekliyorlar, birkaç hafta kala işten atıyorlar.. Bizimki idari mahkeme kararı ile geri gelince yeniden işe alıyorlar..
Her işe geri alınışta "Adaylık süresi" yeniden başlıyor..
Mesut Yılmaz'dan sonra Hikmet Çetin, ondan sonra Deniz Baykal, son olarak da İsmail Cem..
Adamımız böyle böyle tam 12 yıl aday memurluk stajı yapmış.. Dişini sıksa belki de Türkiye'nin ilk emekli aday memuru olacak..
Mahkemeler sürerken "Bari askere gideyim.." demiş..
Şanlı ordumuza "piyade neferi" olarak yazılmış, çavuş kursuna yollamışlar. Kursu birincilikle bitirdiği halde Recai Bey'in koluna hakettiği şeritleri takmamışlar.. Onbaşı bile olamamış.. Halbuki kısa devre askerliği tercih etmese yedeksubay bile olabilecek..
Askerliği bitene kadar er olarak kalmış.. Bu da ordunun Recai Bey'e garezini ispatlıyor..
Askerlik sonrası Dışişleri'ne yeniden memur adayı olarak dönmüş.. Recai Bey'in bu halleri yüzünden Dışişleri'nde yeni bir gelenek başlamış..
Göreve yeni başlayan her bakan ilk basın toplantısında politikasını açıklar ya! "NATO'ya bağlıyız, Amerika'nın lafından çıkmayız.. Dünya'nın en barışçı ülkesi biziz, yine öyle kalacağız.." derler hani..
Artık bu laflardan sonra bir de "Bakanlığı Recai Bey'e yar etmeme politikamız asla değişmeyecek.." şeklinde konuşmaya başlamışlar..
Veya Recai Bey'e öyle geliyormuş..
Bu arada evlenmiş.. Kendinden yaşça büyük, iki çocuklu bir hanımla.. Ulan insanın kaderi bari evliliğinde doğru gitsin, değil mi?
Artık karısı Hürriyet Hanım'ın kulağını Dışişleri memurları mı büktü, yoksa askeriyenin paşaları mı, burası net bilinmiyor..
Bilinen Hürriyet Hanım'ın da geleneğe uyup "Ben böyle koca istemem" diye Recai Bey'i evden kovması..
Recai Bey şimdi mücadelesini dört beş koldan sürdürüyor..
* Bir yandan her vesile ile karşısına çıkan çocukluk sabıkasını kaldırmaya çalışıyor..
* Bir yandan Dışişleri'ne asil idari memuru olarak girmeye çalışıyor.
* Bir yandan ordunun kendisinden esirgediği çavuşluğu hak etmenin kavgasını veriyor..
* Bir yandan da kendisini evden atan, özel arabasını üzerine yapan Hürriyet Hanım'a karşı evliliğini savunuyor..
Bana yazdığı mektubu "Bu toplum bana karşı ambargo uyguluyor.." sözleriyle bitiren Recai Bey, bunca gailenin arasında boş durmamış.. Memleketi kendisine düşman edenlerin kimliklerini de bir güzel tesbit etmiş.. Mektubunda şöyle açıklıyor:
"Başıma gelenlerden, babamdan çok Demirel ile Ecevit sorumludur.."
Aynen katılıyorum..
Bu ikili benim başımı da çok yaktı..