kapat

PAZAR 26 NİSAN 1998

Can Ataklı (e-posta:ataklic@sabah.com.tr )

Kırık burun, kanayan mide, müthiş köpek Mişa

Bugünkü yazı mı acayip yoksa yaşadıklarım mı bilemiyorum, okuyunca siz karar verin. Aslında bu yazı son birkaç gün içinde bizzat benim ve ailemin başına gelenlerin kısa bir derlemesidir, ki amacım kendimden söz etmek değil, bir pazar günü, başkalarının başına gelenlere gülüp, teselli bulasınız diyedir.

Bizim ev biraz garip evdir. Kazası, derdi, gürültüsü ama en önemlisi cıvıltısı ve neşesi hiç eksik olmaz.

Hemen hergün birinin başına bir iş gelir. Ya biri hastalanır, ya elini kapıya sıkıştırır, ya merdivenden düşer, ya birşey kırar. Ne zaman bizi bir dost arasa, o an başımıza geleni anlatırız ve karşıdan "Aman Allahım" ya da "Vah vah" türünden nidalar duyarız, bunu duyunca da "ne var canım sordun söyledik, büyütülecek bir şey mi?" deriz, karşı taraf da "Sizi ne zaman arasak böyle şeyler duyuyoruz, sizin hergün başınıza gelenler milletin başına ayda yılda bir geliyor" der. Güler geçeriz.

Kırılan burun

Şimdi isterseniz iki güne sığan olaylar zincirini size de anlatayım.

Efendim, evde bir köpek yetmiyormuş gibi yılbaşından beri ikinci bir köpeğimiz daha var. Eskisi Çovçov cinsi, Çin malı, adı Mişa. Aslanla ayı karışımı birşey, çok büyük değil ama öyle güçlü ki adamı devirir. Bu köpekler Çin'de yenen köpekler. Ara sıra kızdığımda "Biz bu köpeği zor günler için besliyoruz, sıkışırsak kesip yiyeceğiz" diye takılıyorum, çocuklar üstüme atılıyor.

İkincisi, yani yeni gelen ise Labrador. Adı çinka. Çok akıllı diyorlar. Akıllı olmasına akıllı da, beni görünce, artık bilemiyorum sevinçten mi yoksa korkudan mı, önce altına kaçırıyor sonra üstüme çıkmaya çalışıyor. Bu nedenle aramız bozuk.

Gelelim olaylara. Küçük kızımız Begüm ayağında, nasıl giydiğini anlamadığım kalın ayakkabılar, elinde köpeğin tasması merdivenlerden iniyor. Tam bu sırada ayağı kayıyor, güm aşağı, yüzünü yere çarpıyor. Burun büyük ihtimalle kırık. Burun ve sağ yanak o an şişiyor. Gözler küçülüyor. Begüm'ü gören ve o ana kadar tanımayan biri Moğolistan'dan gelmiş zanneder.

Bu olayın sonucunda burna hemen buz konuyor ve doğru İnternational Hastanesi'ne koşturuluyor. Genel Müdür Yaşar Bey'in olağanüstü ilgisi altında film çekiliyor ama doktorlar kararsız. Kırık mı, çatlak mı yoksa sadece ezik mi? Karar verilmesi için birkaç gün geçmesi ve tomografi çekilmesi gerek.

Köpek sorun çıkarıyor

Begüm hastaneye koşturulduktan sonra eve dönülüyor. Evde ise üzüntü ile sıkıntı arası bir hava mevcut. Derken dışarıdan bir cayırtı kopuyor. Köpek havlamaları, bağırışıp çağırışmalar falan.

Bizim Çovçov, çok sessiz sakin bir köpek. Kimseye bulaşmaz, havlamaz bile. Tek takıntısı kediler ve süs köpekleri. Bu nedenle ipini çözüp bırakamıyoruz, ama o ne yapıp ne edip bir delik buluyor ve sık sık dışarı kaçıyor. İşte Mişa, bağlı olduğu yerden ipiyle birlikte kurtulmuş ve dışarı fırlamış. O sırada iki ev ötesi komşumuz sevgili arkadaşımız Şaylan Yalnızoğlu minik köpeğini gezdiriyor. Bizimki bunu görür görmez üzerine atlıyor, miniğin kafasını alıyor ağzına başlıyor sallamaya. Şaylan hanım şaşkın, köpeğini kurtarayım derken, bizimkinin ipine ayağı dolanıyor. Mişa korkup kaçayım derken ipe asılıyor, Şaylan Yalnızoğlu'nu yere düşüyor. Onun düştüğü gören Mişa bir hamle daha yapıp minik köpeğin bu kez poposunu kapıyor ve koca bir parça koparıyor. Şaylan Hanım kendini toparlayıp ayağa kalkınca Mişa bu kez kaçmaya başlıyor, ama ip bacaklarına dolanan Şaylan hanım bir süre yerde sürükleniyor. kolları bacakları kan içinde kalıyor.

Sonunda yetişenler ve bizim ev halkı duruma el koyuyor. Ama minik köpeğin durumu içler açısı. Koma halinde hayvan hastanesine kaldırılıyor, Şaylan Hanım da en yakın hastaneye. Köpeğe serum bağlanıyor, yaralarına pansuman yapılıyor, ama adeta bitkisel hayatta. Şaylan Yalnızoğlu'nun ise kanayan yerlerine pansuman yapılırken, ihtimalen bir de kuduz aşısı vuruluyor.

Mide kanaması

Bu arada büyük kızımız Tuvana okuduğu Mimar Sinan üniversitesinde. Kardeşi Begüm'ü merak etmiş gün boyu. Devamlı telefonla arıyor. Son telefonda bu kez Mişa'nın başımıza açtıklarını öğreniyor. Hangi birine üzülsün, müthiş stres yaşıyor. Derste olduğu yere yığılıyor. Midesinde inanılmaz bir sancı, kıvranıyor. İlk teşhis mide kanaması. İnanılır gibi değil.

Şimdi Tuvana'ya nasıl yetişilecek? Begüm burnu kırık mı değil mi belli değil halde, Mişa'nın paraladığı köpeğin başında. Bir yandan köpeğin durumuna ağlıyor bir yandan kendi acısını çekiyor. Eşim Şaylan Hanım'ın başında yaralarını sardırıyor, iğne yerken elini tutuyor. Ben nerede miyim? Gazetede tabii. Elimde çift telefon komutan gibi durumu idare etmeye çalışıyorum. Peki Tuvana ne olacak?

Onun da çaresi var. Çok yakın dostumuz Muzaffer Demir'in, Galatasaraylı milli basketbolcu oğlu Selim buluyonuyor. Selim arabasıyla gidiyor, Tuvana'yı kaptığı gibi hemen hastaneye götürüyor. Neyse ki kanama değil, aşırı stresten mide krampı olmuş. Neyse bu?

Şimdiki durum

Akşam hepimiz evde buluştuk doğal olarak. Önce bağrımıza taş basarak Mişa'nın gönderilmesine karar veriyoruz. Ama tanıdık biri olmalı ki, istediğimizde gidip görelim. Begüm'ün artık canının çok acımadığı ama şişliğinin sürdüğü gözlemleniyor. Zaten yaşadıkları yüzünden acısını hatırlamıyor bile. Tomofrafiye kadar beklemenin en doğru olacağı karara bağlanıyor. Tuvana'ya güzel bir çorba hazırlanıp ayrıca karnına sıcak su torbası konuluyor. Şaylan Hanım'ın ve bitkisel hayattaki köpeğinin durumu tekrar soruluyor, alınan iyi haberlerle herkesin içi biraz ferahlıyor.

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi günün rutin bağırışmaları ve sonra atılan kahkahaları tekrar başlıyor.

Şimdi başımıza geldiğinde çok eziyet çektiren, ama sonradan anlatması komik olayları beklemeye başlıyoruz.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr