kapat

PERŞEMBE 23 NİSAN 1998

Çoban Mustafa

Mustafa Kemal, çobanlık yapan küçük Mustafa'yı Yalova'da gördü. Atatürk, bu dürüst ve zeki çocuğu himayesine almaya, onu okutmaya karar verdi.

ERTAN ÜNAL

Takvimler, 28 Kasım 1938 gününü göstermekteydi...

Ankara Üçüncü Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi Osman Selçuk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün ölümünden bir süre önce Dolmabahçe Sarayı'nda hasta yatağında yazdığı vasiyetnamesini okurken sesi heyecandan titriyor, salonu dolduran kalabalıktan ise çıt çıkmıyordu.

Ata'nın kızkardeşi Makbule Boysan, Adalet Bakanı Hilmi Uran, İçişleri Bakanı Dr. Refik Saydam, Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, milletvekillerinden bir bölümü, avukatlar vasiyetnameyi saygı dolu bir sessizlik içinde dinliyorlardı. Atatürk, sanki manevi varlığıyla aralarındaydı ve onlara sesleniyordu:

"... Yaşadıkları müddetçe Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdilik 100'er lira verilecektir... " (Atatürk'ün vasiyetnamesi, Mazhar Leventoğlu, sayfa 59)

Atatürk, öldüğü sırada hayatta kızkardeşi Makbule Boysan'dan başka yakını yoktu. Peki o zaman vasiyetnamede adları sayılan bu insanlar kimlerdi? Ne yapmışlardı da Atatürk, hastalığıyla boğuşurken bile onları düşünmüş, vasiyetnamesine onların geleceğini garanti altına alacak maddeler eklemişti? Neden ölümünden sonra onların sıkıntı çekmesini istemeyen bir baba gibi davranmıştı?

Onlar Ata'nın "manevi" çocuklarıydı...

Atatürk'ün Latife Hanım'la yaptığı ve kısa süren evliliğinde çocuğu olmamıştı. Ama, mutlak bir esaretten kurtarıp özgürlüklerini sağladığı tüm ulusu zaten onun çocukları sayılmaz mıydı? Fakat bunlar arasından bazıları içinde bulundukları özel konum ve şartlar nedeniyle Ata'nın özel ilgisine mazhar olmuş, onun tarafından "Manevi" evlat edinilerek okutulmuş, yetiştirilmiş, evlendirilmiş, Türkiye Cumhuriyeti'nde çağdaş Türk kadın ve erkeğinin öncüleri olmuşlardı. Atatürk, gerçek bir baba gibi onların her şeyiyle yakından ilgilenmiş, ölümünden sonra bile sıkıntı çekmemelerini sağlayacak tedbirleri almıştı.

Atatürk, yaşamı boyunca ikisi erkek, yedisi kız 9 çocuğu evlat edinmişti. Bunlar, Sığırtmaç Mustafa (Sonraları Binbaşı Mustafa Demir), Bayan Afet (Profesör Afet İnan), Sabiha (Sabiha Gökçen, Türkiye'nin ilk kadın askeri pilotu), Abdürrahim (Elektrik mühendisi Abdürrahim Tunçak), Atatürk'ü son yıllarında yaşama bağlayan ve alfabe kapaklarından tanıdığımız Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra ve Afife Hanım'lardı. Atatürk'ün çocukları diyebileceğimiz bu insanların büyük bölümü ne yazık ki bugün hayatta değil, ama birkaçı aramızda, Ata'nın anılarıyla dopdolu o büyük insanın özlemi içinde yaşamlarını sürdürüyor.

Gazi'nin ziyareti

Sığırtmaç Mustafa, nasıl Binbaşı Mustafa Demir oldu? Bunun ayrıntılarına geçmeden önce 23 Eylül 1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nin birinci sayfasında yayınlanan şu haberi okuyalım:

"Gazi Hazretlerinin şefkati. Yalova'da iltifat ettikleri sığırtmaç Mustafa'yı hastanede iki defa ziyaret etmek suretiyle. Gazi Hazretlerinin Yalova'da iltifat buyurmuş oldukları sığırtmaç Mustafa ismindeki çocuk bir haftadır Şişli Etfal Hastanesi'nde tedavi altında bulunmaktadır. Gazi hazretleri, sığırtmaç Mustafa'ya Yalova'da Millet Çiftliği'ne giderken yolu sormuş ve sığırtmaç da Gazi'ye 'Ben, sizi çiftliğe kadar götüreyim' demiş bu cevap üzerine Reisicumhur Hazretleri sığırtmaç Mustafa'ya 36 lira vererek iltifatta bulunmuşlardır. Sığırtmaç Mustafa rahatsız olduğu cihetle Şişli Etfal Hastanesi'nde tedaviye alınmıştır. Reisicumhur Hazretleri evvelki gece saat 2'de, dün akşam da saat 6.5'ta Etfal Hastanesi'ne giderek Mustafa'yı ziyaret ve sağlık durumu hakkında izahat almışlardır. Sığırtmaç Mustafa yakında iade-i afiyet ederek (iyileşerek) hastaneden çıkacaktır. Gazi Hazretlerinin bu küçük çocuğa karşı gösterdiği afiyet ve muhabbet büyük Reisicumhur'un ne büyük ve alicenap bir kalbe ve hakiki demokrat bir ruha sahip olduklarını göstermesi itibariyle milletin her ferdini ağlatacak bir hadisedir."

Gazi'nin sabaha karşı saat 02.00'de hastaneyi ziyareti olay olmuş, nöbetçi doktorlar ve hastalar, beklemedikleri bir anda o büyük insanı karşılarında görünce gözlerine inanamamışlardı. Koca bir Cumhurbaşkanı, karnı sıtmadan davul gibi şişmiş bir çoban çocuğu ziyarete gelsin, olacak şey miydi bu? Ama bu inanılmaz olay gerçekleşmiş, hastane doktorları ve hastalar sığırtmaç Mustafa sayesinde onu yakından görme ve konuşma mutluluğuna da erişmişlerdi.

"Gazi'yi tanır mısın?"

Atatürk, sığırtmaç Mustafa'yı ilk kez nerede ve nasıl gördü? Onu neden manevi evlat edinmeye karar verdi? Bu sorunun cevabını Binbaşı Mustafa Demir'in kızı Tacınur Hanım'dan dinleyelim:

"Babam 1929 senesi yaz başlarında küçücük bir çocukken Atatürk'ü tanımış. Sürüyü otlağa götürürken karşı taraftan atlıların geldiğini görmüş. Öndeki atlı çiftliğin yolunu sormuş. O da 'Yanlış yoldan geldiniz, ben sizi götüreyim' demiş. Bunun üzerine öndeki kişi atından inip adını sormuş, 'O da Mustafa' cevabını vermiş. Bundan sonra aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

- Benim de adım Mustafa, adaşız demek. Sen Gazi'yi görsen tanır mısın? (Mustafa Kemal, o zaman Atatürk soyadını almamıştı)

- Tanımam.

- Onu sever misin?

- Severim.

- Neden seversin?

- Paşa olduğu için severim.

Gazi, daha sonra babama ne iş yaptığını, ne kadar kazandığını soruyor. Ayda 3 lira aldığını öğrenince bunun bir yıllık tutarının ne olduğunu soruyor. Okuma yazma bilmeyen babam, bu sorunun cevabını vermekte biraz zorlanıyor ama Atatürk'ün yanındakilerin yardımıyla doğru cevabı veriyor: 36 lira. Bunun üzerine Ata, ona 36 lira vermek istiyor. Babam önce almak istemiyor, Gazi nedenini sorunca 'Bu çok para, nereden aldın?' diye sorarlar diyor. Daha sonra da yanındaki 20 kilo cevizi kabul ettiği takdirde bu parayı alabileceğini söylüyor. Atatürk, onun bu hareketini çok takdir ediyor, ayrılırken 'Benim adımın sonuna bir de Kemal koyunca ne olur' deyince babam onun kim olduğunu anlıyor.

Ertesi gün, dedem ve babamın yaşadığı eve polisler geliyor... Polisleri görünce ikisinde de dehşetli bir korku... Acaba sığırtmaç Mustafa, Gazi'ye karşı bir suç mu işledi? Dedem 'Benim oğlum kötü bir hareket yapmaz' diyor. Polisler onu yatıştırıyor ve neden geldiklerini söylüyorlar. Gazi, küçük Mustafa'nın Termal'e gelmesini istemiştir. Hem de çoban kıyafetiyle. Babam hemen hazırlanıp polislerle birlikte Termal'in yolunu tutuyor. Orada onu önce Atatürk'e çok benzeyen bir kişi karşılıyor 'Beni tanıdın mı, dün seninle konuşmuştuk' diyor. Ama babam karşısındakinin Gazi olmadığını anlamış, 'Hayır siz o değilsiniz?' cevabını veriyor. Bu sırada Atatürk içeri giriyor, konuşulanları dinlemiş olmalı ki 'Bravo çok parlak bir zekan var' diyerek ona iltifatta bulunuyor... Babam bu olayı heyecandan sesi titreyerek, kimi zaman da gözleri yaşararak anlatır, onunla karşılaşmasının Allah'ın bir lütfu olduğuna inanırdı..."

"Yaşamı değişiyor"

İnsanların kaderinde talihin kendilerine gülümsediği anlar vardır... İşte o an Çoban Mustafa için de öyle oldu... Çünkü Atatürk, bu dürüst ve zeki çocuğu himayesine almaya, onu okutmaya karar vermişti. Önce Şişli Etfal Hastanesi'ne yatırılarak tedavi edilmesini sağladı. Bu arada tutulan özel hocalardan kısa sürede okuma-yazmayı öğrendi.

Atatürk'ün sığırtmaç Mustafa'ya gösterdiği bu ilgi çevresindeki bazı kişiler tarafından hayretle karşılanmıştı. Bu kişiler, bir çobanın okuyamayacağını, onun boş yere çaba harcadığını, hem de yüzüne karşı açıkça söylemekten kaçınmıyor, "Paşam boş yere emek veriyorsun. Çoban hiç okur mu, adam olur mu?" diyorlardı. Yine bir gün yemekte bu konu görüşülürken, Atatürk dayanamadı:

"Canım, ne uzağa gidiyorsunuz? Ben de bir zamanlar tarlarda kargaları beklerdim. Dayımın çiftliğinde onun koyunlarını güttüm. Beni biraz zeki gören dayım 'Bu çocuğu okutmalı' dedi. Bundan sora beni askeri okula yazdırdılar. Ben okudum, grödüğünüz yere geldim. Çobanlar okumaz diye bir nazariye yoktur. Bu çocuk da okur. Belki büyük bir adam da olur. Onu da zaman gösterir" dedi. (Atatürk'ün Uşağıydım, Cemal Granda, sayfa 100.)

Gerçekten de çoban Mustafa, kendisine güvenen Atatürk'ü mahçup etmedi. Fevziye Mektepleri Vakfı Işık Lisesi'nin orta bölümünü bitirdikten sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi sınavlarını kazandı. Kuleli Askeri Lisesi'nde okurken sık sık Atatürk'ü ziyaret ediyor, Ata çevresindekilere onu "Ordumun subayı" olarak tanıtıyordu. Onun anlattıklarını ilgiyle dinliyor, başarılarını gururla izliyordu.

Atatürk, öldüğü zaman onun naaşı önünde saygı duruşunda bulunanlar arasında gencecik bir Kuleli Lisesi öğrencisi, dünün çoban Mustafa'sı da vardı.

Ona söz vermişti okuyacak subay çıkacaktı. Sözünü de tuttu. Kara Harp Okulu'nu da 1941-D döneminde bitirip tank subayı olarak orduya katıldı. Daha sonra yüzbaşı rütbesindeyken tanıştığı Rıfkıye Hanım'la evlendi ve binbaşılığa kadar yükseldi. 1960 yılında kalp rahatsızlığı nedeniyle emekli olmak zorunda kaldı.

Anılarıyla yaşadı

Atatürk'ün ölümünden bir süre sonra kızkardeşi Makbule Hanım'ın evlat edindiği Mustafa Demir daha sonra onun anılarıyla yaşadı. 1987'de aramızdan ayrılırken, geride şiirlere, piyeslere konu olan, bir insanın istediği ve azmettiği takdirde neler yapabileceğini gösteren dopdolu bir yaşam öyküsü bırakıyordu... Sığırtmaçlıktan subaylığa kadar uzanan bir öyküydü bu.

Binbaşı Mustafa Demir'in, adını Makbule Hanım'ın koyduğu kızı Tacınur Hanım, onun son yıllarını şöyle anlatıyor:

"Ölünceye kadar Atatürk'ü dilinden düşürmedi. Ona toz kondurmaz, aleyhine bir tek söz söylemeye kalkışanı hemen sustururdu. Beni de Atatürk sevgisiyle yetiştirdi. Atatürk'ü daha çocukken onun anlattıklarıyla tanıdım, sevgi saygı duydum: Atatürk'te en beğendiği tarafları, kahramanlığı, dürüstlüğü, verdiği sözü yerine getirmesiydi..."

Tacınur Hanım, Yalova'da her köşesi babasının anılarıyla dolu olan mütevazı evinde yaşıyor. Atatürk'ün "Manevi" torunu olduğunu, en yakınları dışında kimse bilmiyor. O da bunu bir "Gurur" vesilesi yaparak, övünmekten kaçınıyor. Atatürk'e duyduğu büyük hayranlık ve babasının anısını yaşatmak amacıyla oğluna da Mustafa adını vermiş. İlkokulda okuyan Mustafa da dedesine layık olmanın çabası içinde...

Yarın: "Göklerin Kızı" Sabiha


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr