CUMARTESİ 22 KASIM 1997

Hıncal Uluç (e-posta:uluch@sabah.com.tr )

Bir müzikal seyrettim!..

Londra'ya hareket etmeden bir gün önce İstanbul'da bir kokteyldeyiz.. Haldun Dormen "Chicago'yu mutlak gör" dedi.. "Londra ve New York'ta kapalı gişe oynuyor.."

Haldun benim nasıl müzikal delisi olduğumu bilir. Akıllı adam cebinde 300 ingiliz lirası varken, bunun 175'ini Phantom at the Opera'yı izlemek için karaborsacıya verir mi?..

Londra'da iki gecem var.. Pirelli'nin daveti.. Misafiriz.. Programa uymak zorundayız..

Londra'ya geldik, programı verdiler.. Gala ikinci gece.. Birinci gece bizi bir müzikale götürecekler.. Starlight Express..

Müthiş bir müzikal bu.. Başından sonuna tekerleki patenler üzerinde.. Lafları anlamasan bile müzik ve şov insanı oyalamaya yetiyor..

Seyrettim.. Dahası.. Milli takım İngiltere'ye maça gitmişti.. Denizli'nin ilk görevi.. 10 yıl falan önce..

Ben de oradayım..

"Hocam" demiştim, "Kampın monoton havasından kurtulmak için çocukları al Starlight Express'e götür. Burada tiyatrolar erken başlar erken biter. Onbirde yataklarında olurlar.. Programın bozulmaz.. Ama çocuklar belki de hayatlarında ilk defa dünya çapında bir sanat olayını izlemiş olurlar. Müzik güzel.. Kızlar güzel.. Tekerlekli patenlerle şovlar ve danslar güzel. Sıkılmazlar.. Hem sana bir şey diyeyim mi, aslında futbolcuyu sadece futbol düşünen at gözlüklerinden kurtarıp onları sosyal ve kültürel yaşama yönlendirmek de görevin olmalı.. Başarının bir sırrı da, insanın ufkunun genişliği, kafasının zenginliğidir. Bu kendine güveni arttırır. Kendine güven de başarının temel ilkesidir."

Hocanın aklı yattı. Yer ayırtıldı ve gidildi Starlight Express'e.. Yarısında çıkmışlar.. Dönüşte Futbol Federasyonu Denizli hakkında soruşturma açtırdı.. Milli takımı tiyatroya götürüp devleti zarara soktuğu için.. Hoca paçayı zor kurtardı ama, Türk futbolcusunun sosyal ve kültürel yanını zenginleştirme projesi de başlamadan bitti..

Starlight Express o zamandan bu yana kapalı gişe oynamaya devam ediyor..

Bizi Londra'ya davet eden Pirelli'nin bir gece için bir müzikalde yer ayırtmasının ne büyük incelik olduğunu bu yüzden en iyi ben bilirim..

Ne var ki ben Starlight Express'i hem de iki kez gördüm..

Çekinerek sordum, gezi şefi dünya hanımefendisi İpek'e.. "Ben sizden bu gece ayrılabilir miyim" diye..

"Tabii" dedi, içtenlikle..

Hüseyin Özer yanımda.. Hemen ona döndüm.. "Bu gece Chicago için bize iki yer buldurabilir misin?.."

Cep telefonunu çıkardı, ofisini aradı ve sekreterine talimat verdi.. "Bu gece için Chicago'ya iki yer bul.."

Londra'da hem de yeni başlayan bir oyuna günü gününe yer bulmak.. Bu işte mucizenin büyüğü.. Ümidim hiç ama hiç yok.. Ama bir saat sonra telefon çaldı.. Sinem "Yerleriniz hazır Hüseyin Bey" diyordu.. Böyle mucizeleri yaratan tek sekreter Yasemin sanırdım. Birini daha Londra'da Hüseyin bulmuş.. İyi ki de bulmuş.. Hüseyin, Sinem'i.. Sinem yerleri..

Chicago gerçekten harika bir müzikal.. Haldun haklı.. Müthiş bir müzik.. Müthiş danslar ve müthiş bir şov ve müthiş bir performans..

Kolay değil böyle dünya çapında müzikallerde oynamak. Güzel olacaksın. Güzel sesin olacak. Güzel dans edeceksin.. Güzel rol yapacaksın. Bu kadar güzellik kadı kızında yok.. Ama Adelphi Tiyatrosu'nun kızlarında vardı..

Aslında eski bir oyun Chicago.. Ama sanırım O.J. Simpson davası yüzünden yeniden sahnelenmiş. Amerika'da cambaz avukatların, katilleri nasıl kurtardığı üzerine kurulu enfes bir hiciv komedisi..

Harika bir gece yaşadım Londra'da..

Teşekkürler Haldun, teşekkürler Pirelli, Sevgili İpek.. Teşekkürler Hüseyin ve de teşekkürler Sinem..

Antep'in Deli Fuat'ı...

Cumartesi günleri büyük bir lezzetle Ülkü Tamer'i okuyorum Radikal'de.. Bizim köşe gibi irili ufaklı yarım sayfa yazıyor.. Kahvemi koyup geçiyorum Ülkü'nün köşesine.. Ama nasıl bir keyif..

Geçen hafta dalmış okurken birden durdum kaldım..

Cem Karaca'nın annesi Toto Karaca'dan bir anı naklediyor Ülkü..

Gaziantep'e bir oyun götürmüşler.. Toto o zaman bir içim su, Lolita.. Nakip Ali'nin sinemasında oynuyorlar.. Oyun sırasında sinemanın kapısı paldır küldür açılıyor ve içeri atla biri dalıyor.. Antep'in Rudolph Valentinosu derlermiş ona..

"Hiç unutmam adı Fuat'mış" diye anlatmış Toto, Ülkü'ye.. Ülkü de yıllar sonra bize anlatıyor..

Bilmediği bir şey var..

O Fuat var ya o Fuat..

Benim babam..

Hoşuna giden kadın için tiyatroya, kafası atınca orduevine atla giren teğmen Fuat.. Deli Fuat..

Tüm ataları at sırtında yaşamış yağız Çerkes delikanlısından başka ne beklersiniz ki?..

Annem anlatırdı.. Okul dönüşü yolunu keser, koca atını üzerine sürermiş.. "Daracık kaldırımda duvarla atın arasında sıkışır kalırdım" diye anlatırdı annem..

Annemin okuduğu okulun müdürü Vehbi Öcal babamın Kilis'te en iyi arkadaşı.. Ara sıra okula uğrar çayını içermiş Vehbi Hoca'nın.. Anneme öyle rastlamış..

Rastlayınca da ziyaretler sıklaşmış.. Bütün okul kızlarının kesik olduğu bu doru atlı masal prensi yakışıklı Çerkes'in kendisine ilgisi, annemi de hayli mutlu ediyor hani.. Bu yüzden pek şikayetçi değil, duvar dibine sıkıştırılmaktan..

Ve Deli Fuat akıllanmaya karar veriyor.. Annemi istemeye alay komutanını yolluyor.. Bir sorun var..

Anneannem "Kızımı herkese veririm, subaya vermem, alır benden götürür" dermiş ikide birde.. Dedem Kilis Müftüsü Muharrem Efendi de "Büyük konuşma hanım.. Allah'ı kızdırma..Kısmet neyse o olur" diye kesermiş her defasında..

Babam isteyince anneannem ayılıp bayılmaya başlamış "Kızım gidiyor" diye..

Ona anlatmışlar ki, kızı isteyen Deli Fuat'tır.. Bu deli Çerkes verilmeyen kızı kaçırır, hiç çekinmeden.. Onları da ele güne rezil eder.. En iyisi vermek.. Vermişler tabii..

Sonra ağabeyim doğmuş.. Babam ona, annemi tanımasına sebeb olan Vehbi Öcal'ın adını vermiş..

İşte isimlerimizin sırrı.. Benimkinin Hıncal oluşu sadece kafiye düşsün diye..

Yani.. Sanıldığının aksine, bir kin, nefret, intikam değil, bir sonsuz sevgi ve vefa duygusunun sonucu konmuş isimlerimiz..

Kaç kişinin adının böylesine duygusal bir gerekçesi var acaba?..

Hıncal olmaktan öyle mutluyum ki..

Derbi..

"Galatasaray- Trabzon maçı derbi olmaz.. Çünkü derbi ayni kentin takımları arasında oynanıyor" diyor Melih Aşık.. Bu yanlışı hemen herkes yapıyor.. Çünkü herkes öyle sanıyor.. Hayır.. Derbi'de böyle bir anlam yok.

Derbi, İngiltere'deki Derby kentinden geliyor.

Burada yılda bir, bizim Gazi Koşusu benzeri, atların sadece üç yaşında iken, yani hayatlarında bir kez koştukları bir yarış düzenlenir Derby'de. Bilgisayar çağının çok çok öncesinde, bahisler sadece hipodromda oynanırken, bu "Yılın Koşusu"na İngiltre'nin her yerinde bahis açılırmış. Ve İngiltere'nin her yerinden en iyi atlar katılırmış. Derbi yerel değil, ulusal bir yarış yani, geleneksel olarak.

Böyle efsanevi at yarışlarına "Derbi" deme adeti ordan çıkmış. Kentucky Derbisi, Amerikan atlarının gösteri yarışıdır mesela.. Gazi Koşusu, Türk Derbisidir.

At yarışlarından, sporun öbür dallarına deyim olarak geçmiş derbi.. Yılın en büyük maçı için.. Giderek tüm büyük maçlar için..

Yani.. Bölgeselliği yok.. Tersine, bölgelerüstü..

Karşıyaka- Altay maçı Türkiye için bir derbi değil aslında.. Ama "İzmir derbisi" dediniz mi adına, "İzmir'in en büyük iki takımının maçı" anlamı verirsiniz..

Başına yöre adı koyarak, sınırı daraltır, yerel yaparsınız derbiyi..

Sadece "Derbi" dediniz mi, büyüklüğü ülke çapında kabul edilen takımlar olur, maçın rakipleri..

Galatasaray- Trabzon maçı derbidir, Trabzon- Samsun maçı Karadeniz Derbisidir, spor yazarı ve sayfa sekreteri, spor şefi arkadaşlarım..

Tepe tepe kullanın!..

FIKRA

Temel'e "Kadın olmak, erkek olmaktan hangi durumda daha iyidir" diye sormuşlar,

-Uçak türbülansa yakalandığında tuvallette...

Bizim Duvar

Dokunulmazlıklar kalksın istemeyenler beyaz oy kullanmıyor. Niye?.. AK olmadıkları için.

Sevdiğim laflar

"Köprü insanın ahlakını sarsan buluşlardan biridir. Karşı kıyılara onun kolayca geçmesini sağlar. Sağlar ama, ayağına kadar gittikten sonra.." Özdemir Asaf


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr