kapat

Cezayir'de kadın olmak

1984'ten beri yürürlükte olan Aile Yasası, Cezayir'de kadına hayat hakkı tanımıyor. En az iki kadının tanıklığının bir erkeğe eşit olduğu bu yasaya göre, genç kızlar ailenin erkeğinin yazılı izni olmadan evlenemiyor. Erkeklerin birden fazla kadınla evlilik ve istedikleri anda koşulsuz boşanma hakları var. Tıpkı Şeriat yasasında olduğu gibi.Kapalı kutu Cezayir (2)/ŞERİF TURGUT yazıyor

Cezayir'de bizi şaşırtanların başında kadınlar geliyordu. İlk bakışta Cezayirli kadınlar hakkında yanıldığımı düşündüm. Bunca yaşanandan sonra, kadınların daha çok tesettürlü kıyafetlerle sokağa çıkabileceğini sanıyordum. Bumedyen Havaalanı'na indikten sonra bu düşüncem değişti. İstanbul'dan pek farkı yoktu. Oranın da Beyoğlu, Etiler ve Fatih semtleri, hatta Sarıgazi'si vardı. Yani kadınların giyim özgürlüğü ailelerine, aşiretlerine ve tarikatlarına bağlıydı. Mini eteklisinden yüzü peçelisine, çarşaflısından pantolonlusuna kadar... Tabii ki İslami terörün artmasının ardından kadınlar giyimlerine biraz daha dikkat eder olmuşlardı. Çünkü 1992'den sonra tesettüre uymayan kadınlardan bazıları saldırıya uğramışlardı. Hâlâ da bazı mahallelerinde aynı uygulama devam ediyor. Hatta biz Cezayir'deyken üniversite öğrencisi bir genç kız kıyafetinden dolayı öldürüldü... Ancak, Cezayir'de kadınlar için öyle bir yasa vardı ki bunun için FİS'in iktidara gelmesi gerekmiyordu. Dün ve bugün demokrasi adına mücadele ettiklerini iddia eden parti ve yöneticiler de bu kanunları değiştirmek için hiçbir çaba göstermemişti. 1984'de tek parti yönetimi tarafından kabul edilen ve ülkenin kuruluşundan bu yana İslamcılara verilen tavizlerin en büyüğü olan yasa, Aile Yasası'ydı.

Yürürlükte olan Aile Yasası'na göre, kadınlar bir erkeğin annesi, karısı, kızı olarak tanımlanıyor, kadınların evlenmesi, çalışması, eğitimi, boşanma ve mirası tamamiyle erkeğin kontrolüne bırakılıyor. En az iki kadının tanıklığının bir erkeğe eşit olduğu bu yasaya göre, genç kızlar ailenin erkeğinin yazılı izni olmadan evlenemiyor. Erkeklerin birden fazla kadınla evlilik ve istedikleri anda koşulsuz boşanma hakları var. Kadınlar, mirastan erkeklerin aldığının yarısını alabiliyor. Yani tıpkı Şeriat yasasında olduğu gibi. Ayrıca bir kadının yönetici olabilmesi için ya da mesleğinde yükselebilmesi için babasından, kocasından ya da tarikat ve aşiret reisinden izin alması gerekiyor.

Bu yasa bile tek başına Cezayir'in laik bir ülke olmadığını ortaya koyuyordu. Aile Yasası, yazılı ve kurallara bağlıydı. Kadınlar için ayrıca yazılı olmayan toplumsal baskı kuralları da vardı. Tıpkı kadınların sigara içmesinin, alkol kullanmasının ayıp karşılanması gibi. İşin ilginci kadınlar da bundan fazla rahatsız görünmüyordu.

Bir tezatlıklar ülkesi olan Cezayir'in bir başka köşesi, başkentten yaklaşık iki bin kilometre uzaklıkta çölün ortasındaki Janet ve Tammarnaset kentlerinde ise durum tamamıyle farklıydı. Araplar'dan farklı yaşayan, yeni yeni Araplar'la evlilik yapan Tuvarek kabilesi kadınları ise Müslüman dünyanın sınıfsal farklılıkları hariç, en fazla hakka sahip olanlarıydı. Yönetimin kadınlarda olduğu, erkeklerin kadınlar önünde yüzlerini peçeyle örttüğü, hatta bazı evlerde erkeklerin kadınlar önünde yemek yemediği kabilenin üyesi idi onlar. Arap kadınlarınca yadırganan, kadın-erkek ilişkileri Avrupalılar'ınkine benzetilen, cinsel özgürlükleri olan kadınlardı onlar. Bir Arap kadınının biraz da özenerek Tuvarekler için yaptığı tanımlama şöyleydi: "Kadınlarla erkeklerin arası çok iyidir. Kadının her istediği olur. Hatta erkeğin maddi durumu elvermese dahi kadının istediği herhangi bir şeyi erkeğin reddetme şansı yoktur. Çalışır, borç alır ama yapmak zorundadır. Herhalde bu özgürlük Avrupa'da bile yoktur."

İşte bu özgürlük genç Arap kızları ile göçebe yaşamdan şehir hayatına katılan Tuvarek erkekleri arasında evliliklerin başlamasına neden olmuş. Bir de zenginlikleri... Evet, kadınların değil erkeklerin peçe ile yüzünü örttüğü Tuvarek kabilesinde anlatılanlara göre, kadınlar bu haklarını büyük kahramanlıklar sonucu elde etmişler. Efsaneye göre, yüzyıllar önce erkekler savaşmaktan korkmuş ve kadınlar silaha sarılıp düşmanı yenmişler. Bu yüzden erkekler utançlarından yüzlerini örtmek zorunda kalmışlar.

Bu istisna örneğin dışında, Cezayir'in aydın kadınından varoşlarında yaşayanlara kadar hemen hepsi büyük zorluklarla karşı karşıya. Birçoğu gizlenerek yaşıyor. Bazıları için ölüm fermanları çıkarılmış, bunların başında "Cezayir'de Kadın Olmak" kitabından tanıdığımız, yeni milletvekili Halide Mesudi var. Mesudi milletvekili seçilir seçilmez ilk el atacağı konunun, Anayasa, temel hak ve özgürlüklerinden önce Aile Yasası olduğunu söylüyor. Çünkü, Mesudi'ye göre Cezayir'de tüm insanlar için baskı içeren birçok yasa var ama, kadınlar için ikinci bir yasa daha var. Yani, Aile Yasası. Ve seslerini çıkaramasalar bile kendisini destekleyen binlerce kadın olduğuna inanıyor. Parti binasındaki odası "body guard"larım dediği kadınlarla dolup taşıyor. İslamcıları radikal ve ılımlı olarak görünen, Hamas'ın kadınları bizim kampanyamıza karşı bir kampanya düzenlediler, yasanın değişmemesi için. Şimdi Hamas'ın milletvekili seçilen kadın adayının mecliste kadınlardan mı yoksa erkeklerden mi yana tavır koyacağını merak ediyor. Ve sözü sürekli olarak Türk kadınlarına getiriyor. "Bizi ve yaşadıklarımızı unutmayın" diyor: "Yalnızca katliamları değil, biz kadınlara uygulanan korkutma politikalarını, uygulanan taktikleri ve kullanılan süreci gözardı etmeyin. Vakit geç olmadan uyanın."

Akdeniz'de bin 200 kilometrelik sahil şeridi bulunan, doğal güzellikleri, tarihi eserleri, yüzyıllardır korudukları gelenekleriyle çöle renk katan kabileleri olan Cezayir'de ne yazık ki bu güzellikler de hissedilemez, yaşanamaz hale gelmiş.

Silahların gölgesinde yüzmek, ölümü göze almak ya da denizi uzaktan seyretmek arasında tercih yapmak zorunda insanlar. Gündüzleri hiçbir şey yokmuşçasına kent merkezinde dolaşıyor, alışverişlerini yapıyor ancak hava daha kararmadan evlerine çekiliyor Cezayirliler. Geceleri, yabancılara, askerlere, polislere, korumalara terk ediyorlar kentlerini. Kentlerinin altında yani yeraltında kazdıkları ve binlerce kilometre olduğu söylenen tünellerde yaşayan FIS, GIA ve AIS üyeleri çıkıyor yeryüzüne ve bazı geceler çatışmalar yaşanıyor. Askerler ve polisler geceleri çok sık arama yapıyor. Günlük ölüm istatistiği yok Cezayir'de, ancak elimize ulaşanlardan kat kat fazla olduğu kesin. Yaşam da ölüm de sır. Ölenin ailesi hâlâ yaşıyorsa uzunca bir süre sonra haber alabiliyor genellikle, çünkü gençler ailelerini koruyabilmek için onlardan uzak yaşıyor ve aylarca görüşmüyor.

Geceleri çok az açık restoran kalıyor Cezayir'de. Onu da yabancılarla, devlet yetkilileri ve aileleri dolduruyor. Yani korumalarla dolaşanlar. Denizde de tüm gemiler demir atıyor. Polis koruması altında yaşatılan barı, pavyonu, diskosu da var. Güzelliğiyle büyüleyen başkent Cezayir, hava kararır kararmaz hüzünlü, silah seslerinin karanlığı böldüğü donuk bir kente dönüşüyor.

Cezayir'de sosyal yaşam değil yaşamın önemi kalmamış binlerce insan için...

Afrika'nın Sudan'dan sonra ikinci büyük ülkesi Cezayir. Yüzölçümü Türkiye'nin üç katı. 2 milyon 381.741 kilometrekare ve nüfusu Türkiye'nin yarısı 30 milyon. Terör ve ekonomik zorluklar bir milyondan fazla insanı Avrupa'ya göçe zorlamış. İşsizlik yüzde otuzlara ulaşmış durumda.

Cezayir'de çalışan kesimin % 60'ı devlet sektöründe, yani maaşını devletten aldığı için bugünkü şartlarda devletin her alanda hizmetlisi. Bu sayıya köy korucularını, mahalle istihbaratçılarını ve devletin güvenlik adı altında gayriresmi olarak çalışanlarını da eklersek halkın işsiz olmayan kesiminin çoğunluğunun devlete çalıştığını görüyoruz.

Cezayir'de işsizlik terörü tırmandırmış. İlk yıllarda FIS tabanının büyük bir kısmını işsiz ve sisteme tepki duyan gençler oluşturmuş. Ve sanki yıllardır devam eden yanlış ekonomik uygulamalarla teröre ve İslamcılara destek vermiş. Başkentin Casba, Belcourt, Babellued gibi yoksul semtlerini gördükten sonra FIS'in nasıl bu kadar güçlendiğini anlamak çok da zor değil. Özellikle Fransızlar'a karşı bağımsızlık savaşı verilirken mücadelenin en önemli merkezi ve bir anlamda bağımsızlıkta imzası olan Casba yani Türkçe'deki kasaba semti 90'ların başında İslamcıların merkezi olmuş. Yani tepkiler tarih boyunca yoksul bölgelerden gelmiş. Zaten devlet de daha sonra işsiz gençlere iş vererek onları İslamcılara karşı kullanmış, hâlâ da kullanıyor... İşsiz ve aç kalanların devletin her isteğine boyun eğmekten başka çareleri kalmamış Cezayir'de.

Ve tabii ki dışarıya yansıdığı şekliyle yalnızca ordu destekli devletle radikal islamcılar arasında bir çatışma görüntüsü yok ülkede. Aslında devlet kendi içinde, İslamcılar da destek gördükleri ülkelere göre kendi içlerinde bir çatışma yaşıyor ve hepsinin korkutma politikası, katliamları sivil halka yönelik olduğu için ülke daha kolay talan edilir hale gelmiş.

YARIN: KİM KİME BENZİYOR: CEZAYİR-TÜRKİYE.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr