kapat

30 NISAN 1997 CARSAMBA

Genelkurmay'da düşman değişti

İrtica, Türkiye'ye yönelik tehdit değerlendirmesinde "bölücü terörün" yerini alarak bir numaraya yükseldi. Örgütlenmesini bu yeni değerlendirmeye göre yeniden gözden geçiren Genelkurmay'ın "irtica" ve bir süredir onunla birlikte hareket etmeye başlayan PKK ile ilgili özel bir birim oluşturduğu ortaya çıktı.

Fatih ÇEKİRGE yazıyor

Artık her şey çok açık...

Dahası bütün bu söylenenlerin Başbakan Erbakan'ın dediği gibi "Bir kısım medya uydurması" gibi bir komiklikle açıklanamayacağı çok net...

Bunu, dün Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "beyin merkezi" olarak bilinen Genelkurmay Karargahı'ndaki brifingde bütün medya olarak görüyoruz, duyuyoruz, izliyoruz.

Türk-Yunan ilişkileri ve iç güvenlik meselelerinin anlatıldığı brifingde sürpriz bir tespitle karşılaşıyoruz.

Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Çetin Doğan, kısa bir süre önce Türkiye'nin milli, askeri, stratejik konseptindeki tespit değerlendirmesinde bir sıra değişikliği yaşandığını söylüyor.

Ve şöyle diyor:

"Bugün bir numaralı tehdit artık iç güvenliktir, irticadır."

Bu tesbit gerçekten çok önemli...

Çünkü, belki de cumhuriyet tarihinde ilk kez (ya da çok nadir bir şekilde) Türkiye'nin tehdit sıralamasında dış güvenliğin yerini bir numara olarak iç güvenlik alıyor.

İç güvenlikten kasıt irtica ve PKK...

Nitekim, Genelkurmay İç Güvenlik Daire Başkanı Tuğgeneral Kenan Deniz bu değişikliği çok daha net bir şekilde şöyle ifade ediyor:

"PKK'nın irticayla işbirliği yaptığı ortadadır. Bu işbirliği cumhuriyetin temel ilkelerine ve niteliklerine karşı bir numaralı tehdittir. Bu anlamda, artık irtica, tehdit sıralamasında bir numara olmuştur. İran, Türkiye'de bir Cezayir benzeri yaratmak istiyor. Bir irticai rejim ihracı peşinde. Bu desteğin farkındayız."

Evet, bugüne kadar cumhuriyetin temel ilkeleri ve nitelikleri açısından bir tehdit olarak dile getirilen irticaya dün verilen brifingde çok önemli bir boyut daha ekleniyor.

Genelkurmay, PKK'yla irticanın birleştiğini açıklayarak, sonuçları açısından çok önemli bir uyarıda bulunuyor.

Dün, üç saat süren bu brifinde, aldığımız en önemli mesaj bu...

Bu bağlamda, bana göre bu mesajlar şöyle özetlenebilir:

"Genelkurmay, bugüne kadar tehdit olarak dile getirdiği irticayı, bu defa PKK terörü ile birleştiriyor. İrticanın, PKK ile birlikte Türkiye'nin üniter devlet yapısını ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetler içinde olduğunu söyleyerek, önümüzdeki dönemde irtica ve PKK'ya karşı alınacak tedbirler açısından çok önemli bir mesaj veriliyor. Görülen o ki, PKK'ya karşı sürdürülen sert mücadele, bütün hukuki tedbirleriyle birlikte irticaya karşı da sürdürülecek. Belli ki, çok sert tedbirler gelecek."

Bu özet de gösteriyor ki, bugüne kadar PKK'ya karşı sürdürülen ve birçok hukuki tedbiri içeren yaklaşımlar, uygulamalar irticai faaliyetler için de hazırlanıyor.

Nasıl PKK'ya karşı bir Terörle Mücadele Yasası söz konusuysa, bu durumda terörle mücadele yasasında irticaya karşı bazı tedbirler de alınacak demektir.

İrticaya karşı özel birim

Genelkurmay, bu tehdit sıralamasını yaptıktan sonra irticayla mücadeleye karşı bir "özel birim" de oluşturuyor.

Bu birim, Harekat Başkanlığı'na bağlı ve istihbarattan, hukuki ve idari düzenlemelere kadar birçok alanda çalışıyor.

Yaklaşık üç saat süren ve elektronik görüntüler ve grafiklerle anlatılan olaylar, bugün yaşadıklarımızla birleştirilince çok ciddi bir çalışma yapıldığı ortaya çıkıyor.

Bu çalışmanın en kritik cümleleri ise, Korgeneral Doğan tarafından aktarılıyor.

Doğan şöyle diyor:

"Varşova Paktı'nın dağılmasından sonra dünyada umut dolu bir dönem başlamış. Soğuk savaşın bittiği düşünülmüştü. Ancak bu umutlu dönem kısa sürdü. Çünkü, bu defa köktendinci, radikal İslam gibi akımlar bir tehdit halini aldı. Türkiye, jeopolitik yeri nedeniyle bu tehditlerden etkileniyor ve şimdi çok daha önemli ve riskli bir noktaya geliyor."

Nedir bu risk?

Gerekirse askeri güç

Korgeneral Doğan, bu soruya cevap verirken, başlıklar halinde mesajlarını şöyle sıralıyor:

- Bugün PKK'nın, irticayla işbirliği yaptığı ortadadır. Bu anlamda irticanın yok edilmesi hayati önem taşımaktadır.

- İran, Türkiye'deki anti-laik örgütleri desteklemektedir. İran ve Suriye, irticaya ve PKK'ya askeri, lojistik ve stratejik destek vermektedir. PKK örgütünün başı, bugün Suriye'de bir kışlada yaşamaktadır. Amaç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısını bozmak, parçalamaktır.

- Türk Silahlı Kuvvetleri, diğer tüm kuruluşlar gibi Anayasa'nın kendisine verdiği görevin bilinciyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasıyla üniter yapısını korur. Bunun için dış tehditlere karşı siyasi, ekonomik mücadelesini sürdürür, gerekirse askeri gücünü kullanır.

- Elbette millet esasına göre değil, ümmet esasına göre hareket eden köktendinciler, "Siz de müslümansınız" diyerek terör örgütüyle işbirliği yapıp, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve üniter yapısına karşı faaliyetler içine girmişlerdir.

- Biz, bu hassasiyetlerimizi Milli Güvenlik Kurulu'nda da dile getiriyoruz.

Bu önemli açıklamalar üzerine elbette ortaya bir soru işareti çıkıyor.

Ve Korgeneral Doğan, bu soru işaretini ortadan kaldırmak için şöyle diyor:

"Sakın yanlış anlaşılmasın. Türk Silahlı Kuvvetleri halkın ordusudur. Demokratik gelişmelere engel olmak diye bir niyeti yoktur. Bu anlamda elimizdeki silahı doğru ve halkın istediği yerde kullanırız. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin cumhuriyet tarihinde iktidarda kalma gibi bir hırsı da olmamıştır."

Soru-cevap

Genelkurmay Karargahı'nın İstihbarat, Adli Müşavirlik ve Harekat Başkanlığı'na ait generallerin katıldığı brifingin son bölümünde gazetecilerin sorularına yer verildi.

Bu bölümde, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak da bazı soruları cevaplandırdı.

Sorular elbette milli, askeri, strateji açısından dış güvenliği ikinci plana düşüren ve bir numaraya yükselen PKK ve irtica işbirliği üzerinde yoğunlaştı.

Terör parası Türk bankalarında

Brifing boyunca bir nokta dikkatlerden kaçmıyor.

Yukarıda belirtiğim gibi, PKK ve irticanın artık birlikte telaffuz ediliyor olması...

Bu bağlamda PKK ile ilgili önemli bilgiler veriliyor.

İlk çarpıcı bilgi şu:

- Terör örgütünün yıllık geliri 2 milyar dolar. Ve bu paranın büyük bir bölümü Türk bankaları üzerinden Türkiye'ye geliyor.

Tabii hemen soruluyor:

- Hangi bankalar getiriyor? Tespit edildiyse nasıl bir müeyyide uygulanacak?

Bu kritik sorunun cevabı, adresi, MİT Müsteşarlığı olarak gösteriyor.

- Hangi bankalar olduğunu açıklamak ve bu konudaki müeyyideleri gündeme getirmek bizim görevimiz değil. Bu konudaki bilgiler devletin İstihbarat birimlerinde mevcuttur.

PKK'yla, irtica arasındaki bu işbirliği karşısında Korgeneral Doğan, olayların çok yakından takip edildiğini de açıklıyor ve şöyle diyor:

"Bu iç tehdidin ortadan kaldırılması için birinci planda olayları yakından izleyip, istihbaratları analiz edip yetkililere bildirmek gibi bir yükümlülük sözkonusudur. Yasal platformlarda bu uyarı işlevi yapılmaktadır."

- Peki, PKK yılda 2 milyar dolarlık bir uyuşturucu, kumar, haraç geliri elde ediyorsa, devletin terörle mücadeleye harcadığı para ne kadardır?

Tuğgeneral Deniz, hepimizi şaşırtan şu rakamı veriyor:

"Terörle mücadeleye devlet bir günde 1 milyon 250 bin dolar harcamaktadır."

Yalnızca bu rakamlar bile meselenin vehametini gösteriyor.

Nitekim, Tuğgeneral Deniz, "vehametin öteki yakasındaki tehdit" olarak dile getirilen irticaya da yurtdışından milyonlarca dolar para yardımı yapıldığını, Suriye ve İran'ın bu yardımları açıkça sürdürdüğünü söylüyor.

Çözüm nedir?

Verilen rakamlar, gösterilen grafikler, terör örgütünün tükenme noktasına geldiğini ortaya koyuyor.

Ve işte bu noktada çok ciddi bir uyarı geliyor:

"Bizi, asker olduğumuz için meseleye hep şahince bakıyoruz diye görebilirler. Ama biz, artık bataklığın kurutulması gerektiğini söylüyoruz. Bunun için de bölgede sosyal, ekonomik düzenlemeler derhal yapılmalıdır. Ancak ne yazık ki, diğer kurum ve kuruluşlar bu konuda yeterli çabayı göstermiyorlar."

Elbette burada ciddi bir "sitem" de var.

Yani siyasi iradeye, "Biz vatanımız için ölüyoruz ama o vatanı da yaşanacak bir yer haline getirmek sizin göreviniz" mesajı veriliyor.

Bu bağlamda, çözüm, Korgeneral Doğan'ın dediği gibi Parlamento'da...

Ancak bu da yetmiyor...

Brifing, sonunda Korgeneral Doğan'dan beni de çok mutlu eden şu sözler bir çözüm olarak geliyor:

"Çözüm, Türkiye'nin Batı'yla entegrasyonunda, Avrupa Birliği'ne girilmesindedir. Eğer Avrupa Birliği'ne girilirse bu yaşanan sıkıntılar, büyük oranda ortadan kalkar."

Anti-demokratik uygulamalara heveslendiği, demokrasiden uzak durmaya çalıştığı iddia edilen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genelkurmay Karargahı'nda yetkili bir ağızdan, Türkiye'nin geleceği, demokrasisi ve uygarlığı diye özetleyebileceğim Avrupa Birliği hedefini duymak gerçekten önemli...

Evet, bu sözler, demokrasiyi savunuyor gibi görünüp, Türkiye'nin rotasını, demokrasi dışı dünyalara, İran'a ve molla rejimlerine çevirmek isteyenler için sanırım daha da anlamlı olmalı.

Demek ki, demokrat olmak için yalnızca sivil elbise giymek yetmiyor...


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Bu sayfa YÖRE Elektronik Yayımcılık tarafından hazırlanmıştır. Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr
YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.