![]() |
| 21 MART 1997 CUMA |
![]() |
Selahattin Duman
İki üç günden beri odamın telefonları "Hans Ayberg" için çalıyor.. Arayanlar da aklı başında diye bildiğim yayın organlarının muhabirleri.. Yeşim "Sizi Aktüel'den arıyorlar.. Tempo'dan arıyorlar.." dedikçe, içimden "Medyamızda yine fikir darlığı başladı.. Aklımdan sebeplenmek için arıyorlardır.." diye düşünüp, telefona yapışıyorum: - Buyrun ben Selahattin Duman.. Sorun söyleyelim.. İsteyin çalalım.. - Hans Ayberg'le ilgili bir sorumuz olacaktı.. Bir değil, iki değil.. Hemen her üç telefondan biri bu Hans Ayberg için çalmaya başlayınca benim de sinirlerim ufaktan ufaktan yerinden oynamaya başladı.. Kendi kendime "Nasıl bir icraat yaptı ki bütün medya leşkerlerini peşine düşürdü?" diye sormaya başladım.. Bir de beni "Hans Ayberg uzmanı" yerine koymalarına içerledim..
Bu Hans Ayberg'i Günaydın gazetesinde çalışırken tanıdım.. Zayıf, avurtları çökük, yeşil camlı numaralı gözlük takan bir oğlan.. Gazeteye kimin getirdiği, Veb Ofset'te nasıl yuvalandığını bilen yok.. Ama her taşın altından çıkıyor.. Sürekli daktilo başında, takır takır yazılar yazıyor.. Galiba Tevfik Yener'in çıkardığı Posta gazetesinde buna bir de köşe vermişlerdi.. Astroloji, tılsım, cifir, gizli bilimler gibi konularda ipe sapa gelmez şeyler yazıp, okur mektuplarına cevaplar veriyordu..
Birden şöhret oldu..
Bizim ahaliye akıllı bir laf etsen, katiyen zihninde tutamaz.. Ama akla mantığa sığmayacak ne varsa sular seller gibi dinler, son harfine kadar kaçırmadan beller.. Hele cindi, şeytandı lafı ettin mi eli ayağı kesilir.. Cinlerin kerametine, hükümet büyüklerimizin kerametinden daha çok inanır.. Bu Hans Ayberg de bunu bildiğinden, kaleminin kuvvetini iyice "akla ziyan" konulara verdi.. Diyelim ki bir hanım okur mektubunda "sürekli baş ağrısı çekmekten" yakınıyor.. Hans'ın cevabı hazır: "Kozmik evrendeki zamansız gaz patlamaları yüzünden, kaderinizi belirleyen yıldızın yörüngesinde 3.8 derecelik bir sapma tesbit ettim.. Uzaydan gelen ultraviyole ışınlarının değişen açısı sizde baş ağrısı yapıyor.. Yıldızınız altı yıl sonra normal yörüngesine girecek, bu ağrılardan tamamen kurtulacaksınız.. Şimdilik her akşam bir asprin için.."
Böyle bir akla kim dayanabilir ki.. Vatandaşın kanına biraz da Tevfik Ağabey girdi.. "Bizim memlekette yerli malı bilim adamının itibarı, bir siyasi partinin ilçe başkanından ileri gitmez.. Gel seni Alman yapalım.." deyip Hans Ayberg ismini icat etti.. Oğlanın kafasına bir de peruk uydurdular.. Ama peruk esmerdi.. Alman dediğin de sarışın olduğundan uymuyordu.. Karşı eczaneden alınan iki şişe oksijen bu sorunu da halletti.. Peruğu oksijene yatırıp bir güzel sararttılar.. Çok da güzel oldu.. Öyle ki hakiki Alman'a göstersen "Evet.. Bu bir Alman peruğudur.." diye fetva verir, aklına kıl kadar şüphe gelmez.. Peruğu kafasına geçiren Hans Ayberg'in fotoğrafını çekip gazetedeki köşesine koydular.. Böylece okurlara daha bir itimat geldi.. Gazeteye mektup yağmaya başladı.. Kelli felli köşe yazarları sabah akşam memleket meseleleleri hakkında fetva verip, karşılığında bir iki mektubu zor görürken; bu Hans Ayberg'e gelen mektupları odacılar SANA kolilerine sığdıramıyorlardı.. O sırada gazetenin içinde bir video çalınma olayı patlak verdi.. Gazete yönetimi ille de demirbaşa kayıtlı videoyu bulma derdine düştüğünden, günde üç beş soruşturma birden yapılmaya başlandı.. Ama ne videoyu bulabildiler ne de aleti kimin zaptettiğini.. İşte Hans Ayberg'in kerametine ilk kez tanık olmamız o günlere rastlar..
Video bulunuyor...
Hans Ayberg gazetenin idarecilerine gidip "Merak etmeyin, video şu tarihte bulunacak.." raporunu verdi.. Allahın bir hikmeti, çalınan alet tam söylediği gün ve saatte bulunmasın mı? O andan itibaren gazetede yatıp kalkan, pisliğinden kimsenin yanına sokulmaya cesaret edemediği adam Veb Ofset'in en popüler adamı oldu.. Bırakın popüler olmayı, kendisine mürid bile peydahlandı.. Hans Ayberg'in gazeteci milleti için "Bunların da dışarıdaki sersemlerden bir farkı yok.." hükmüne varıp, ağız değiştirmesi o günlerin işidir.. Başladı abuk sabuk konuşmaya: - Ben aslen Almanım.. Bohr Üniversitesi'ndeki Astrofizik kürsüsünde asistanım.. Doktora çalışmalarım için Türkiye'ye geldim.. - Freiburg Üniversitesi Transpsikoloji kürsüsünde iki yıl öğretim görevlisi olarak çalıştım.. - Almanya'nın en tanınmış bioritm ve teoloji uzmanıydım..
Biz "fesüphanallah.." çektikçe Hans azıtmayı sürdürdü.. Artık hayal gücü sınır tanımadığından geceleri "ot sardığını" filan düşünmeye başlamıştık: - Ben Almanya'da ateisttim.. Müslüman olduktan sonra Türkiye'de yaşamayı seçtim.. O böyle konuştukça biz sinirleniyor, "Ulan kerhaneci.. Sen ne zaman Alman oldun?" diye itiraz ediyorduk.. O hiç sinirlenmeden Avrupa üniversitelerindeki akademik çalışmalarından söz ediyordu.. Güzel Allahım.. Sabrımızı deniyordu herhalde.. O günlerde elimizi Hans Ayberg'in kanına bulamadıysak, gördüğümüz aile terbiyesi sayesindedir.. Şimdi bunları niye anlatıyorum? İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bu Hans Ayberg'i televizyonda yaptığı bir programa çıkarmış ve "Evren'in kurallarını Kur'an'a göre açıklayan ünlü bir kuantum fizikçisi" olarak seyircisine takdim etmiş.. Hans Ayberg de televizyon sayesinde Türkiye'nin en ünlü isimlerinden biri olmuş.. Böyle bir cevheri yakından tanımak hepinizin hakkıdır.. Yarın da Hans'ın UFO'larla ilişkisini anlatacağım..
|
|