kapat

05 OCAK 1997 PAZAR

Mehmet Barlas


Antepli'ye kız veren,ölmez ama dertli olur!..

Gaziantep Evlendirme Dairesi Müdürü İlyas Özbakış'ın yaptığı açıklamaya göre, 1996 yılında, 70 tane yabancı gelin gelmiş kente.

Bu gelinlerden 40 hanım, Alman'mış. Sonra, Hollandalı, Romanyalı, Azerbaycanlı, Suriyeli, Ukraynalı, Avusturyalı ve İngiliz gelinler geliyormuş sırada.

Aklıma hemen Antep'in ünlü türküsü geldi.

"Karakoyun etli olur

Kavurması tatlı olur

Antepli'ye kız veren

Ölmez ama dertli olur"

Bizim Barlas Ailesi'nde de, Antepli'ye varmanın ne demek olduğunu bilen, yerli ve yabancı gelinler var.

Tecrübelerime dayanarak söyleyeyim.

Antepli'ye varan gelin, yerli de olsa yabancı da, Antep mutfağını öğrenmek zorundadır. Bu da, sade yemek değil, dil bilgisi gerektirir.

Örneğin, "semizotu" yerine "pirpirim" demezseniz, sofraya getirdiğiniz "aş"ın gerçek lezzetini, eşiniz anlamayacaktır.

İster Ukraynalı, ister Hollandalı olun.

"Malhıta"nın "mercimek" olduğunu bileceksiniz.

Diyelim ki bir Alman-Antep gelinisiniz.

Kendi mutfağınızdaki deneyimlerinizden, "dolma" yapmayı öğrenmişsiniz. Biberi kıymayla doldurarak, "gefülte paprika" yapmayı biliyorsunuz.

MIHŞIDAN KABAKLAMAYA

Ama bu bilgi yetmez.

Antep gelininden, ille de "mıhşı" yapmasını isterler.

Kabağı oyar, yağda kızartırsınız. Sonra buna bir kez çekilmiş kıymanın, domatesle, biberle yapılmış harcı doldurulur. Asla pirinç katılmaz. Pişirilir ve sofraya, "mıhşı" adı ile gelir bu gefülte kabak.

Eğer iri taze soğanları etle birlikte pişirip, suyunu sıcak yoğurtla terbiye ederseniz, buna "şiveydiz" dersiniz. Soğan bulamaz da, bunu pırasa ile yaparsanız, yemeğin adı "pireydiz" olur.

Şiveydiz de, pireydiz de, beyaz pilavla ve kaşıkla yenilir. Beyaz pilav yerine, bulgur veya "frik" pilavı verirseniz, ayıp olur.

Antep'in özel kabağından, sofraların kralı "kabaklama"yı yapabilirsiniz mesela.

Bu "kabaklama" çok değerli bir yemektir.

Mesela bir düğünde, konuklara kabaklama ikram etmişler. Herkes büyük bir iştiha ile yutmuş kabaklamayı. Damada kalmamış.

Düğünün sonu gelmiş. Damadın sırtına vurup, bağırmışlar.

- Hadi bakalım. Zifafa girme vakti geldi.

Antepli damat somurtmuş, omuzunu silkmiş,

- Kabaklamayı kim yedi ise, zifafa da o girsin, demiş.

Diyelim ki siz, Avusturyalı bir gelinsiniz.

Antepli kocanız sizden "dorgama" istedi.

Herhalde bunu, bir "uygunsuz teklif" olarak almazdınız.

Yapacağınız şey, önce Ömer Asım Aksoy'un "Gaziantep Ağzı" kitaplarına bakmak olurdu. Sonra da, yemek yapmasını bilen bir kişiye danışarak, iri lokmalanmış patlıcanın, etle birlikteliğinden doğan "dorgama"yı pişirirdiniz.

GELİN OLMAK KOLAY MI?

"Cağırtlak kebabı"nın, et yerine ciğer ağırlıklı sakatattan yapıldığını, "Orman"ın sulu-yoğurtlu bir et yemeği olduğunu, "muhammara" yapmak için, ceviz, taze kırmızı biber, zeytinyağ gerektiğini bilmeniz gerekir Antep evine gelin gittiyseniz.

Anlayacağınız, Antep'e gelin olan Alman, Ukrayna, Avusturya, Hollanda kızlarının işi zor.

Ya evliliğin ilk gününde, kocaları "haytalya" isterse onlardan?

Gülsuyu ile süt karışımı sıvının içine, lokum sertliğindeki muhallebi tanelerini yerleştirip, üzerine de fıstık atmayı nereden bilecekler garipler?

"Ali Nazik"i ilk defa duyan İzmirli bir gelinin, bunu "Osman Kibar"la karıştırması mümkündür mesela.

Celal Doğan'la, bir sabah güneşin doğuşunu, "bamya tava" yiyerek karşıladığımızı hiç unutmam.

Sizin de karnınız acıktı mı?

Eğer Antepli iseniz ve eşiniz yabancı ise, çağırın onu ve

- Bana bir elma aşı yap, deyin.

Bırakın... Ne yaparsa yapsın...


TARTIŞMA: Lira yerine dil mi korunacak?

Hükümetler "Türk Lirası"nı koruyamadı. Anlaşıldı ki, bu paranın en büyük problemi, "Türk parasını koruma" mevzuatından kaynaklanıyor. Sonunda, konvertibiliteye gidildi.

Şimdi, bu deneyler unutularak, "Türk dilini koruma kanunu" hazırlanıyor.

Oysa, Türk dili, 1000 yıldır konvertibl olmuş. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İngilizce, Fransızca, Türkçe ile haşır-neşir.

"Afet-i can"ı afacan, "bad-ı heva"yı bedava, "çep ü rast"ı çapraz, "hoş ab"ı hoşaf, "dest-gah"ı tezgah, "hem-şehr"i hemşeri böyle yapmamış mıyız?

Bir dönemde "otomobil"e "kendi-gider" dedik tutmadı. Ama "ehl-i vukuf" yerine "bilirkişi" dedik tuttu.

Eğer her şey merkezden emirle tutsaydı, "yazıhane" çalışak, "koltuk" oturak olurdu.

Biliyoruz ki, Türkçe'yi konuşan ve yazanlar, galat üretiminde, ne yasalara, ne de Ankara'ya bakıyor. Yanlış olduğu halde, herkes tarafından kullanılmasında sakınca bulunmayan kelime ve kelime grubu anlamına gelen "galat-ı meşhur", terk edilmiş veya yasa ile zorlanmış "fasih-i mehcur"u her zaman yenmiştir. (Prof.Dr. Recep Topraklı, Türk Dili, Sayı 540)

İşte böylece Arapça'nın "halaka"sını Türkçe'de "halka" yaptık. "Daru's-sına" tersane oldu. Bütün Batı dilleri de "Amir-ül bahr"ı "amiral" olarak benimsemedi mi?

Şu dili de, kanuna bağlamasak olmaz mı yani?


ŞAKA: Netice Hatice...

Sonunda Miloseviç, kaybettiği yerel seçimlerin sonuçlarını kabul etmek zorunda kaldı.

Bu Yugoslavlar da garip insanlar.

"Yüksek Seçim Kurulu" yerine, sokak mitinglerini kullanmak akıl işi mi yani?


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır) YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.